|
04 - ÖLÜM ve AHİRET
06 -
Ölümü Bekliyorum
Hasan-ı Basri
(Rahmetullahi Aleyh)
Tâbiînin ve bu devirdeki
evliyânın en
büyüklerinden. İsmi,
Hasan bin Ebi'l-Hasan
Yesâr'dır. Künyesi Ebû
Muhammed ve Ebû
Saîd'dir. Aslen Basralı
olduğu için Basrî
ismiyle meşhûr olmuştur.
Babasının ismi, Firûz,
Yesâr veya Câfer'dir.
Annesininki ise,
Hayre'dir. 641 (H.21)
senesinde Medîne-i
münevverede doğdu. 728
(H.110) senesinde
Basra'da vefât
etti.Kabri Basra'da
Sâlihiyye adı verilen
yerde olup sevenleri
tarafından ziyâret
edilmektedir.
İnsanlar
uykudadır. Ölünce
uyanırlar. (Hadis-i
şerif)
Sen de öleceksin
Ömer bin abdül’aziz, halife iken bizzat,
Bu zata mektup yazıp, istedi bir nasihat.
Bu istek üzerine, Hasan-ı Basri dahi,
Buyurdu ki: (Sen dahi öleceksin Vallahi.
Sen kendi evladına nasıl davranıyorsan,
Kendi halkına dahi öyle davran her zaman.
Sen Allah’ın emrine eyle ki tam itaat,
Halkın da, etsin senin emrine mutabaat.
Ey emirel müminin, ölürsün bu gün, yarın.
O gün olmaz faydası, sana yakınlarının.
Çok iyi hazırlan ki ölüm ve sonrasına,
O gün, başkalarının faydası olmaz sana.
Ve senin, kabir diye makamın var ki bir
de,
Bu yerden daha fazla kalırsın o kabirde.
Bu dünya muvakkattır, ölümle erer sona.
Fırsat varken hazırlan ölümden sonrasına.
Hükümdar olduğuna bakma sen şimdi bu gün.
Ölüp, o dar kabire girdiğin günü düşün.
Bütün yaptıklarından verirsin bir bir
hesap.
Eğer zulüm yapmışsan, hak olur sana azap.
Bu dünya, ahirete ulaşan bir köprüdür.
Takva sahiplerini Cennetlere götürür.
Dünya, zehir gibidir, bilmeyenler onu
yer.
O da, o gafilleri öldürür, helak eder.
Senden öncekilerden ibret al ki bu günde,
Hiç pişman olmayasın sen dahi öldüğünde.
Ya Ömer, bu dünyaya kaptırırsan kalbini,
Unutursun kabir ve mahşerdeki halini.
Birazcık gaflet ile, hemen kayar ayağın.
Büyük bir pişmanlığa düşersin sonra
yarın.
Bu gün ahiret için topla ki çokça azık,
Yarın ecel yakalar yapamadan hazırlık.)
Buyurdu: (Gittim bir gün hasta
ziyaretine.
Gördüm ki, hasta gelmiş, tam da ölüm
haline.
Telkin etmek istedim ona (Allah) demeyi.
Lakin diyemiyordu asla bu kelimeyi.
Hayli uğraştımsa da ben bunu söyletmeye,
Baktım, dili dönmüyor onun Allah demeye.
Ben (Allah de!) dedikçe, o, sayı
sayıyordu.
Yine de bir kerecik Allah diyemiyordu.
Bir ara bana bakıp, dedi ki: (Ey üstadım!
Önümde ateşten bir dağ var ki, aciz
kaldım.
Ben Allah kelamını tam alırken dilime,
O dağ hücum ediyor şiddetle üzerime.)
Sordum ki: (Bu, ne ile iştigal ediyordu?)
Dediler: (Parasını faize veriyordu.
Ayrıca ticaretle uğraşıyordu, fakat,
Ölçü ve tartısına etmiyordu hiç dikkat.) |