ŞİİRLERLE MENKIBELER

İMÂN ve NAMAZ

 

1.Cild

  Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhara Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

04 - ÖLÜM ve AHİRET

03 - Bu Hayat Çabuk Biter

Mazhar-ı Can-ı Canan (Rahmetullahi Aleyh)

Evliyânın büyüklerinden. İnsanları Hakk'a dâvet eden, doğru yolu göstererek hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen âlim ve velîlerin meşhûrlarındandır. İsmi, Şemseddîn Habîbullah'tır. Babası Mirzâ Cân'dır. Onun ismine izâfeten Cân-ı Cânân denilmiştir. 1699 (H.1111) veya 1701 (H.1113) senesinde Ramazân-ı şerîfin on birinde Cumâ günü doğdu. 1781 (H.1195) senesinde şehîd edildi. Hazret-i Ali'nin neslinden olup, seyyiddir. Ceddi, ileri gelen devlet adamlarından olup, Teymûriyye sultanlarına yakınlıkları vardı. Bütün dedeleri, mürüvvet, adâlet, şecâat, sehâvet (cömertlik) ve dîne son derece bağlı olmalarıyla tanınmış, beğenilen ve medhedilen bütün üstün vasıflara sâhib idiler. Ayrıca herbiri, devlet idâresinde mevkî ve makam sâhibiydi. Babası Mirzâ Cân, mevkî ve makâmı terkedip, fakirliği ve kanâatı tercih etti. Servetini Allah için fakirlere dağıttı. Kızının nikâhı için ayırdığı yirmi beş bin rub'iyye mikdârındaki altını, bir dostunun şiddetli bir sıkıntıda olduğunu işitince, tamâmen ona hediye etti. Babası, memleketinde, merhameti, üstün ahlâkı, insânî meziyetlerinin üstünlüğü ile tanınmış bir zâttı. Zamânın mürşid-i kâmillerinden olan Şâh Abdürrahmân Kâdirî'nin sohbetinde kemâle geldi. 

 

Ölümü unutmayın

 

Allah adamlarından Mazhar-ı Can-ı Canan,

Bir mezarın yanından geçiyordu bir zaman.

 

Kalp gözüyle baktı ki, kabirde bir kadın var.

Melekler, o kadına çok azap yapıyorlar.

 

Düşündü ki: (Acaba bu kadın kâfir midir?

Yoksa imanı var da, günahkâr biri midir?)

 

Önceden okuduğu bir tek hatm-i tehlil’in,

Yani yetmişbin adet kelime-i tevhid’in,

 

Sevabını, kadının ruhuna gönderince,

Azaptan kurtularak, gark oldu bir sevince.

 

Yani kadın, o anda kurtuldu o azaptan.

Ve kabri, birden bire oldu hep gül gülistan.

 

Bu zat bir sohbetinde buyurdu: (Ey insanlar!

Ölümü, yadınızdan çıkarmayınız zinhar.

 

İnsanlar uykudadır, uyanırlar ölünce.

Hesaba çekilirler her şeyden ince ince.

 

Sonra hatırlayın ki sık sık ölümünüzü,

Ölümü çok düşünmek, uzatır ömrünüzü.

 

Hatta mevti düşünmek, kalpleri ferahlatır.

Dünyayı düşünmekse, ömrü daha kısaltır.)

 

Bir gün de buyurdu ki: (Ey insan, ol ki agah,

Hiç ummadığın anda, ecelin gelir nagah.

 

İyi bil ki bu dünya, bir rüyadır ki elbet,

Bu rüyadan, ölümle uyanırsın akıbet.

 

Bir yere girersin ki, karanlık, dar bir kabir. 

Ve suale çekerler seni Münker ve Nekir.

 

Ebedi kalacağın, iki yer vardır ki hem,

O, ya Cennet olacak, ya malesef Cehennem.

 

Bunlara, çok yakında olacaksın aşina.

Öyleyse uyan çabuk, al aklını başına.

 

Bunları düşünmekten, var mı daha mühim iş?

Gafletten uyanmazsan, feci olur bu gidiş.

 

Ey dünya lezzetine aldanan gafil insan!

Ölüme hazırlan ki, elinde fırsat şu an.

 

İnsanları bekliyor Cehennemin ateşi.

Öyle şiddetlidir ki, bulunmaz asla eşi.

 

Bilse idi bunları koyunlarla sığırlar,

Yemeğe, bir lokma et bulamazdı insanlar.

 

Zira kederlerinden hiç yemezlerdi, hatta,

Bu yüzden, deri kemik kalırlardı adeta.

 

Kıyamet günü için, şimdiden yap ki azık,

Yanarsın aksi halde, kendine etme yazık.

 

Hazırlıklı olanın, asla olmaz zararı.

Cennet bahçesi olur, öldüğünde mezarı.

 

Biri de, hazırlanmaz ve etmezse hiç esef,

Mezarı, Cehennemden çukur olur malesef.

 

Dünya ve ahirette mahcup olmamak için,

Af ve mağfiretini dileriz Rabbimizin.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan