|
04 - ÖLÜM ve AHİRET
03 - Bu Hayat Çabuk
Biter
Mazhar-ı Can-ı Canan
(Rahmetullahi Aleyh)
Evliyânın büyüklerinden.
İnsanları Hakk'a dâvet
eden, doğru yolu
göstererek hakîkî
saâdete kavuşturan ve
kendilerine "Silsile-i
aliyye" denilen âlim ve
velîlerin
meşhûrlarındandır. İsmi,
Şemseddîn
Habîbullah'tır. Babası
Mirzâ Cân'dır. Onun
ismine izâfeten Cân-ı
Cânân denilmiştir. 1699
(H.1111) veya 1701
(H.1113) senesinde
Ramazân-ı şerîfin on
birinde Cumâ günü doğdu.
1781 (H.1195) senesinde
şehîd edildi. Hazret-i
Ali'nin neslinden olup,
seyyiddir. Ceddi, ileri
gelen devlet
adamlarından olup,
Teymûriyye sultanlarına
yakınlıkları vardı.
Bütün dedeleri,
mürüvvet, adâlet,
şecâat, sehâvet
(cömertlik) ve dîne son
derece bağlı olmalarıyla
tanınmış, beğenilen ve
medhedilen bütün üstün
vasıflara sâhib idiler.
Ayrıca herbiri, devlet
idâresinde mevkî ve
makam sâhibiydi. Babası
Mirzâ Cân, mevkî ve
makâmı terkedip,
fakirliği ve kanâatı
tercih etti. Servetini
Allah için fakirlere
dağıttı. Kızının nikâhı
için ayırdığı yirmi beş
bin rub'iyye
mikdârındaki altını, bir
dostunun şiddetli bir
sıkıntıda olduğunu
işitince, tamâmen ona
hediye etti. Babası,
memleketinde, merhameti,
üstün ahlâkı, insânî
meziyetlerinin üstünlüğü
ile tanınmış bir zâttı.
Zamânın mürşid-i
kâmillerinden olan Şâh
Abdürrahmân Kâdirî'nin
sohbetinde kemâle geldi.
Ölümü unutmayın
Allah adamlarından Mazhar-ı Can-ı Canan,
Bir mezarın yanından geçiyordu bir zaman.
Kalp gözüyle baktı ki, kabirde bir kadın
var.
Melekler, o kadına çok azap yapıyorlar.
Düşündü ki: (Acaba bu kadın kâfir midir?
Yoksa imanı var da, günahkâr biri midir?)
Önceden okuduğu bir tek hatm-i tehlil’in,
Yani yetmişbin adet kelime-i tevhid’in,
Sevabını, kadının ruhuna gönderince,
Azaptan kurtularak, gark oldu bir
sevince.
Yani kadın, o anda kurtuldu o azaptan.
Ve kabri, birden bire oldu hep gül
gülistan.
Bu zat bir sohbetinde buyurdu: (Ey
insanlar!
Ölümü, yadınızdan çıkarmayınız zinhar.
İnsanlar uykudadır, uyanırlar ölünce.
Hesaba çekilirler her şeyden ince ince.
Sonra hatırlayın ki sık sık ölümünüzü,
Ölümü çok düşünmek, uzatır ömrünüzü.
Hatta mevti düşünmek, kalpleri
ferahlatır.
Dünyayı düşünmekse, ömrü daha kısaltır.)
Bir gün de buyurdu ki: (Ey insan, ol ki
agah,
Hiç ummadığın anda, ecelin gelir nagah.
İyi bil ki bu dünya, bir rüyadır ki
elbet,
Bu rüyadan, ölümle uyanırsın akıbet.
Bir yere girersin ki, karanlık, dar bir
kabir.
Ve suale çekerler seni Münker ve Nekir.
Ebedi kalacağın, iki yer vardır ki hem,
O, ya Cennet olacak, ya malesef Cehennem.
Bunlara, çok yakında olacaksın aşina.
Öyleyse uyan çabuk, al aklını başına.
Bunları düşünmekten, var mı daha mühim
iş?
Gafletten uyanmazsan, feci olur bu gidiş.
Ey dünya lezzetine aldanan gafil insan!
Ölüme hazırlan ki, elinde fırsat şu an.
İnsanları bekliyor Cehennemin ateşi.
Öyle şiddetlidir ki, bulunmaz asla eşi.
Bilse idi bunları koyunlarla sığırlar,
Yemeğe, bir lokma et bulamazdı insanlar.
Zira kederlerinden hiç yemezlerdi, hatta,
Bu yüzden, deri kemik kalırlardı adeta.
Kıyamet günü için, şimdiden yap ki azık,
Yanarsın aksi halde, kendine etme yazık.
Hazırlıklı olanın, asla olmaz zararı.
Cennet bahçesi olur, öldüğünde mezarı.
Biri de, hazırlanmaz ve etmezse hiç esef,
Mezarı, Cehennemden çukur olur malesef.
Dünya ve ahirette mahcup olmamak için,
Af ve mağfiretini dileriz Rabbimizin.) |