|
04 - ÖLÜM ve AHİRET
01 - Beş Şey Gelmeden
Önce
Mevlana Celaleddin-i
Rumi
(Rahmetullahi Aleyh)
Tanınmış büyük
evliyâdan. Asıl adı
Muhammed, lakabı
Celâleddîn, ünvânı
Mevlânâ'dır.
Hüdâvendigâr,
Sultân-ül-Âşıkîn,
Sultân-ül-Mahbûbîn,
Molla-yı Rûm ve Molla
Hünkâr gibi lakapları da
vardır. Babası,
Sultân-ül-Ulemâ
(Âlimlerin Sultânı)
ismiyle meşhûr Muhammed
Behâeddîn Veled
hazretleridir. Soyu
hazret-i Ebû Bekr'e
ulaşır. Annesi sâlihâ ve
evliyâ bir hanım olan
Mü'mine Hâtun, İbrâhim
Edhem hazretlerinin
neslindendir. 1207
(H.604) senesi
Rebîulevvel ayının
altıncı günü Horasan'ın
Belh şehrinde doğdu.
1273 (H.672) senesi
Cemâziyelâhir ayının
beşinci günü Konya'da
vefât etti. Kabr-i
şerîfi Konya'nın en
meşhur ziyâret
yerlerindendir.
Ölmek,
yok olmak değildir.
Ruhun bedene olan
bağlılığının sona
ermesidir.
(Kelam-ı kibar)
Ezana hürmet
Bu büyük evliyayı çok seven bir müslüman,
Ölüm hastalığına yakalandı bir zaman.
İyice anlayınca vefat edeceğini,
Evladına şöylece yaptı vasiyetini:
(Ben ölürsem, Mevlana, kabrimde dursun
biraz.
Affım için Allah’a eylesin dua, niyaz.)
Az sonra da bu kişi, göçtü dar-ı bekaya.
Verdiler bu haberi Hazret-i Mevlana’ya.
O da, memnuniyetle teşrif etti kabrine.
O zatın affı için, dua etti Rabbine.
Çocuklarından biri, rüyada gördü onu.
Hem Cennette, nimetler içinde olduğunu.
Yanına yaklaşarak, sordu ki: (Hacı baba!
Sen, bu yüksek makama nasıl vardın
acaba?)
Dedi ki: (Ey evladım, pek yoktu ibadetim.
Ve lakin velilere pek çoktu muhabbetim.
Bilhassa Mevlana’yı seviyordum pek fazla.
Ve kalben, kendisine hayran idim ihlasla.
Ben kabre girdiğimde, geldi Münker ve
Nekir.
Sorguya başladılar: (Rabbin kim, dinin
nedir?)
Onlar bu sualleri sorarken kükreyerek,
Geldi o an çok güzel ve sevimli bir
melek.
Münker
ile Nekir’e dedi ki
hemen sonra:
(Lüzum yok bu kimseye böyle sual sormaya.
Affetti Allah bunu Mevlana hürmetine.
Siz, suallerinizi sorun başka birine.)
Onlar da, o meleğin sözünü dinleyerek,
Ayrıldılar yanımdan (Müsterih ol!)
diyerek.
O andan itibaren ben artık Cennetteyim.
İşte, gördüğün gibi, nimetler içindeyim.)
Mevlana hazretleri ezanı işitince,
Durur ve dinler idi, büyük huşu içinde.
Bu hususta, kendisi nakletti bir hadise.
Buyurdu: (Tanıyorum Belh şehrinde bir
kimse.
Her ne zaman ezanı işitseydi o kişi,
Her ne ki yapıyorsa, bırakırdı o işi.
Ve hemen diz üzeri oturup tam o saat,
Dinler ve bittiğinde getirirdi salevat.
Sonra da, namaz için camiye gidiyordu.
Namazı, bir an olsun hiç geciktirmiyordu.
Bu güzel adetini bozmamıştı hiç o zat.
Nihayet işittik ki, bu kimse etmiş vefat.
Tabut, eller üstünde gidiyordu ki,
birden,
Okunmaya başladı ezan da minareden.
Ne zaman ki müezzin, okudu ilk tekbiri,
Tabut durdu havada, gitmedi hiç ileri.
Hareketsiz bekledi ezan bitene kadar.
Vakta
ki ezan bitti, yürüdü
yine tekrar.) |