|
03 - NAMAZIN EHEMMİYETİ
06 - Namaz, Temizliktir
Mevlana Seyyid Hasan
(Rahmetullahi Aleyh)
Türkistan'da yetişen
velilerden
Ubeydullah-ıAhrâr
hazretlerinin
talebelerindendir. Doğum
ve vefât târihleri belli
değildir. Hayâtı
hakkında fazla bilgi
olmayan Mevlânâ Hasan,
on beşinci asrın
sonlarında yaşadı.
Ubeydullah-ı Ahrâr'ın
sohbetlerinde kemâle
geldi.
Küçük bir çocukken
babası onu Ubeydullah-ı
Ahrâr hazretlerinin
sohbetine götürdü. Küçük
Hasan odaya girdiğinde,
Ubeydullah-ı Ahrâr'ın
yanında duran balı
görünce hemen ona koştu
ve yemeye başladı. Hâce
Ubeydullah gülümseyerek
durumu seyretti ve Küçük
Hasan'a; "Yavrum senin
ismin ne?" diye sordu.
Bal yemekle meşgûl olan
Mevlânâ Hasan; "Bal."
cevâbını verdi. Hâce
Ubeydullah bu cevaptan
çok hoşlandı ve;
"Kâbiliyeti, yeteneği
çok kuvvetli. Zîrâ
küçücük bir bal
lezzetini almakla ona
kendisini öyle verdi ki,
onun sevgisinde eridi ve
kendisini o zannetti.
Başka bir şey tadınca,
onda da öyle olacak."
buyurdu.
İftitah tekbiri
Bu zat der ki: Bir kişi,
Sahabe-i kiramdan,
İftitah
tekbirine geç kalmıştı
bir zaman.
Keffareti
olarak, bir köle etti
azad.
Resulün huzuruna geldi
hem de o saat.
Dedi: (Yetişemedim
iftitah tekbirine,
Bir köle azad ettim,
kavuştum mu ecrine?)
Hazret-i Ebu Bekr’e
sordu Resul o anda:
(Sen ne dersin, iftitah
tekbirinin hakkında?)
Dedi: (Ya resulallah,
benim olsa kırk devem,
Kırkının da yükleri,
sırf cevahir olsa hem,
Fakirlere tasadduk
eylesem de hepsini,
Kazanamam, iftitah
tekbirinin ecrini.)
Daha sonra, hazret-i
Ömer’e de, o Server,
Sordu ki:
(Sen ne dersin bu
hususta ya Ömer?)
Dedi ki: (Mekke ile
Medine arasında,
Dolu, cevahir yüklü
develerim olsa da,
Fakirlere tasadduk
eylesem tamamını,
Yine de, bu tekbirin
alamam sevabını.)
Resulullah,
hazret-i Osman’a sordu
hatta.
Buyurdu ki:
(Ya Osman, sen ne dersin
bu bapta?)
Dedi ki: (Namaz kılsam,
bir gece iki rekat.
Herbirinde,
Kur’anı hatmetsem tam
olarak.
Yine de, imam ile
beraberce alınan,
İftitah
tekbirinin sevabını
alamam.)
Resulullah,
bakarak hem hazret-i
Ali’ye,
Sordular: (Bu
hususta, senin fikrin
ne?) diye.
Dedi ki: (Mağrib ile
meşrikın arası, hep,
Kâfir ve mürtedlerle
dolu olsa lebalep,
Bunlar, müslümanların,
saldırsa üzerine.
Rabbim de, kuvvet verse
bu kulun bileğine.
Bunlarla cihad edip,
katletsem cümlesini.
Kazanamam, iftitah
tekbirinin ecrini.)
Bu cevap üzerine,
Peygamber Efendimiz,
Buyurdu:
(Ey ümmet-i eshabım,
dinleyiniz.
Yedi kat yer ve gökler,
cümle kağıt olsa hep.
Ve bilcümle deryalar,
olsalar hem mürekkep.
Cümle ağaçlar kalem,
katip olsa melekler.
Ta kıyamete kadar
durmadan kaydetseler.
Yine de, imam ile
beraberce alınan,
Bu tekbirin ecrini,
acizlerdir yazmaktan.)
Eğer ki, (Meleklerin
sayısı ne kadardır?)
Diye soran olursa, deriz
ki: (Hesapsızdır.)
Resulullah,
miracda gördü ki, hep
melekler,
Bir bir Beyt-i mamur’u
ziyaret etmekteler.
Cebrail arz etti ki:
(Halk olunduğum günden,
Ta kıyamete kadar, işte
bu meleklerden,
Tavaf edip bir giden,
bir daha etmez avdet.
Çünkü o gidenlere, bir
daha gelmez nöbet.)
|