|
03 - NAMAZIN EHEMMİYETİ
04 - Cennete Giden Yol
Şah Veliyullah Dehlevi
(Rahmetullahi Aleyh)
Hindistan’ın büyük
velîlerinden. Tefsîr,
hadîs, kelâm, tasavvuf
ve Hanefî mezhebi fıkıh
âlimi. İsmi, Ahmed bin
Abdürrahîm bin
Vecîhüddîn, künyesi
Ebü'l-Feyyâz, Ebû
Abdullah ve Ebû
Abdülazîz’dir. Soyu,
baba tarafından hazret-i
Ömer’e, anne tarafından
ise hazret-i Hüseyin’e
ulaşır. Lakabı
Kutbüddîn, Şâh
Veliyyullah ve Şâh
Sâhib; nisbesi ise
Hindî, Dehlevî ve
Fârûkî’dir. Daha çok Şâh
Veliyyullah Ahmed
Sâhib-i Dehlevî diye
tanınır. 1702 (H.1114)
senesi Şevvâl ayında
Hindistan’ın Delhi
şehrinde doğdu. 1762
(H.1176) senesi Muharrem
ayının yirmi dokuzuncu
günü öğleden sonra orada
vefât etti. Şehrin
dışında, bugün Mehdiyân
diye bilinen yerde,
babasının yanında
medfûndur. Kabri belli
olup, ziyâret
edilmektedir. Doğum ve
vefât târihleri,
(1699-1766) olarak da
rivâyet edilmiştir.
Namaz kılmayanlar,
kıyamet günü Allahü
tealayı kızgın olarak
bulacaklardır. (Kelam-ı
kibar)
Namaz gelir imdada
Bu zata sordular ki bir
zaman şu suali:
(İnsan kabre girince,
nasıl olur ahvali?)
Buyurdu: (Kardeşlerim,
bir kimse etse vefat,
Başlar o kimse için
değişik, başka hayat.
Defin bitip, cemaat
dağılırken yanından,
O, ayak seslerini işitir
mezarından.
O mevta yalnız kalır
artık o mezarında.
Amellerinden başka kimse
olmaz yanında.
İnsanlar ayrılınca,
seslenir ona mezar.
Der ki: (Ey Ademoğlu,
kıldın mı bende karar?
Bilir miydin buranın
nasıl yer olduğunu?
Yoksa hissetmedin mi
öğrenmek lüzumunu?
Görürsün ki burası, hem
dardır, hem karanlık.
Bulunmaz hem bu yerde ne
yatak, ne de yastık.
Dün, üstümde gezerdin,
pek gururlu olarak.
Kabir nasıl bir yerdir,
etmedin mi hiç merak?
Benim içim doludur,
böcek ve akrep ile.
Hazırlıksız geldiysen,
şimdi her şey nafile.
Üstümde, günahları
eyledinse irtikap,
Şimdi benim içimde,
revadır sana azap.
Hem de hiç hazırlıksız
geldinse bu mezara,
Kurtarmaz bu azaptan
seni ne mal, ne para.)
Eğer o ölen kişi salih
bir kimse ise,
Gaibten
başka bir ses, cevap
verir o sese.
Der ki: (Ne söylüyorsun
bu mümine ey kabir!
Bu, öyle bir kimse ki,
eyleme onu tahkir.
O, Rabbine inanıp, gece
gün etti taat.
Hep islama muvafık
dünyada sürdü hayat.
Beş vakit namazını kıldı
hem de ihlasla.
Özürsüz tek namazı,
geçirmedi o asla.
Emr-i maruf yaparak,
hizmet etti bu dine.
En ufak bir sıkıntı
gösterme bu mümine.)
Bu sesin arkasından,
genişler kabri hemen.
Cennet yaygılarıyla
tefriş olur tamamen.
Daha sonra yanına, biri
gelir pek güzel.
Çok nurlu ve sevimli,
her bakımdan mükemmel.
Der ki: (Sen kimsin
acep, ne güzelsin ve
şirin.
Bu tenha yerde gelip,
beni sevindirirsin.)
O der ki: (Amellerin,
salih idi dünyada.
Beni, o amellerden halk
etti Hak teâlâ.)
O ameller, dört yandan
kuşatırlar o zatı.
Ondan ırak ederler,
gelecek mazarratı.
Azap melaikesi
gelirlerse faraza,
(Namaz) karşı koyarak,
eder tam muhafaza.
Sonra, başka cihetten
yaklaşırlarsa eğer,
(Oruc)u karşı çıkıp,
mani olur bu sefer.
Onlar bunu görünce,
giderler dönüp derhal.
Ve derler ki: (Ne güzel,
mübarek olsun bu hal.) |