ŞİİRLERLE MENKIBELER

İMÂN ve NAMAZ

 

1.Cild

  Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhara Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

02 - İMAN NİMETİ

07 - İtikat Bilgileri

Bir kimse, beni kendi nefsinden ve ehlinden ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe, bana iman etmiş olmaz. (Hadis-i şerif) 

İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirruh) 

Hindistan'da yetişen en büyük velî ve âlim. Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmın bekçisi, müslümanların baştâcı, müceddid, müctehid ve İslâm âlimlerinin gözbebeğidir. İnsanların îtikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan, insanları Allahü teâlânın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen İslâm âlimlerinin yirmi üçüncüsüdür. İsmi, Ahmed bin Abdülehad bin Zeynel'âbidîn'dir. Lakabı Bedreddîn, künyesi Ebü'l-Berekât'dır. 1563 (H.971) senesinde Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmâm-ı Rabbânî ismiyle tanınmıştır. İmâm-ı Rabbânî, Rabbânî âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicrî ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı "Müceddîd-i elf-i sânî", ahkâm-ı İslâmiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, "Sıla" ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, "Fârûkî" nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, "Serhendî" denilmiştir. Bütün bu vasıflarıyla birlikte ismi, İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Şeyh Ahmed-i Fârûkî Serhendî'dir. 

 

İtikat bilgileri -1

 

İmam-ı Rabbani’nin, birine mektubunda,

Şöyle buyuruluyor itikat mevzuunda:

 

İtikat edilmesi çok lazım olanları,

Âlimler, şu şekilde bildirdi ayrı ayrı:

 

Hak teâlâ, elbette, kendi zatıyla vardır.

Yani kendi kendine varlıkta durmaktadır.

 

Nasıl şimdi var ise, hep var idi önceden.

Ve hep var olacaktır, devamlı, ebediyen.

 

Varlığının önünde, sonunda yokluk olmaz.

Çünkü Onun varlığı lazımdır, Onsuz olmaz.

 

O, vacib-ül vücuddur, varlığı lazımdır hep.

Ve herkes, Onun ile varlıkta duruyor hep.

 

O, birdir, şeriki ve benzeri yok elbette.

Ve Onun, hiç ortağı yoktur uluhiyette.

 

İbadet olunmaya hakkı olmakta da bir,

Yoktur hiçbir ortağı, yoktur Ona bir nazir.

 

Ortağı olmak için, müstakil, yani kâfi,

Olmaması lazım ki, bir kusurdur bu dahi.

 

O, uluhiyetinde müstakildir muhakkak.

O halde lüzumsuzdur Ona şerik ve ortak.

 

Lüzumsuz olmak ise, bir kusurdur elbette.

Kusur ve noksanlık da, olmaz uluhiyette.

 

Şerik olacağını düşünmek yani Ona,

Olamayacağını çıkarıyor meydana.

 

Onda, noksan olmayan, kâmil sıfatlar vardır.

Bunlar da, sübuti ve hakiki sıfatlardır.

 

Hayat, ilim, sem', basar, irade, kudret, kelam.

Ve tekvin sıfatıyla, sekiz olur hepsi tam.

 

Bunlar dahi kadimdir, sonradan olma değil.

Kendinden ayrı vardır, böyle dedi ehl-i dil.

 

Allah, cisim değildir, değil hem madde ve hal.

O, zamanlı değildir, olmaz Ona yer, mahal.

 

Bir cihette değildir, yoktur Onun bir yeri.

Yoktur misli ve zıddı, yoktur hiçbir benzeri.

 

Ana, baba, zevcesi, yoktur çocukları hem.

(Allah baba) diyenin, imanı gider o dem.

 

Bunlar, hep mahluklarda bulunan nesnelerdir.

Hepsi, birer noksanlık, kusur alametidir.

 

Her şeyi bilicidir, zerreden Arş’a kadar.

Kainatta ne varsa, bilir gizli, aşikâr.

 

Çünkü Odur yaratan ne varsa yer ve gökte.

Zira yaratmak için, bilmek lazım elbette.

 

O, önceki sonsuzdan, sonraki sonsuza dek,

Yalnız bir kelam ile söyleyicidir elbet.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan