|
02 - İMAN NİMETİ
07 - İtikat Bilgileri
Bir kimse,
beni kendi nefsinden ve ehlinden ve
bütün insanlardan daha çok
sevmedikçe, bana iman etmiş olmaz.
(Hadis-i
şerif)
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirruh)
Hindistan'da yetişen en
büyük velî ve âlim. Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmın bekçisi,
müslümanların baştâcı, müceddid, müctehid ve İslâm âlimlerinin gözbebeğidir.
İnsanların îtikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda doğruyu öğrenmelerini,
öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan, insanları Allahü
teâlânın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine "Silsile-i
aliyye" denilen İslâm âlimlerinin yirmi üçüncüsüdür. İsmi, Ahmed bin Abdülehad
bin Zeynel'âbidîn'dir. Lakabı Bedreddîn, künyesi Ebü'l-Berekât'dır. 1563
(H.971) senesinde Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmâm-ı
Rabbânî ismiyle tanınmıştır. İmâm-ı Rabbânî, Rabbânî âlim demek olup,
kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından
eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicrî ikinci bin yılının müceddidi
(yenileyicisi) olmasından dolayı "Müceddîd-i elf-i sânî", ahkâm-ı İslâmiye ile
tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, "Sıla" ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in
soyundan olduğu için, "Fârûkî" nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu
için de oraya nisbetle, "Serhendî" denilmiştir. Bütün bu vasıflarıyla birlikte
ismi, İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Şeyh Ahmed-i Fârûkî Serhendî'dir.
İtikat bilgileri -1
İmam-ı Rabbani’nin, birine
mektubunda,
Şöyle buyuruluyor itikat
mevzuunda:
İtikat edilmesi çok lazım
olanları,
Âlimler, şu şekilde
bildirdi ayrı ayrı:
Hak teâlâ, elbette, kendi
zatıyla vardır.
Yani kendi kendine
varlıkta durmaktadır.
Nasıl şimdi var ise, hep
var idi önceden.
Ve hep var olacaktır,
devamlı, ebediyen.
Varlığının önünde, sonunda
yokluk olmaz.
Çünkü Onun varlığı
lazımdır, Onsuz olmaz.
O, vacib-ül vücuddur,
varlığı lazımdır hep.
Ve herkes, Onun ile
varlıkta duruyor hep.
O, birdir, şeriki ve
benzeri yok elbette.
Ve Onun, hiç ortağı yoktur
uluhiyette.
İbadet olunmaya hakkı
olmakta da bir,
Yoktur hiçbir ortağı,
yoktur Ona bir nazir.
Ortağı olmak için,
müstakil, yani kâfi,
Olmaması lazım ki, bir
kusurdur bu dahi.
O, uluhiyetinde
müstakildir muhakkak.
O halde lüzumsuzdur Ona
şerik ve ortak.
Lüzumsuz olmak ise, bir
kusurdur elbette.
Kusur ve noksanlık da,
olmaz uluhiyette.
Şerik olacağını düşünmek
yani Ona,
Olamayacağını çıkarıyor
meydana.
Onda, noksan olmayan,
kâmil sıfatlar vardır.
Bunlar da, sübuti ve
hakiki sıfatlardır.
Hayat, ilim, sem', basar,
irade, kudret, kelam.
Ve tekvin sıfatıyla, sekiz
olur hepsi tam.
Bunlar dahi kadimdir,
sonradan olma değil.
Kendinden ayrı vardır,
böyle dedi ehl-i dil.
Allah, cisim değildir,
değil hem madde ve hal.
O, zamanlı değildir, olmaz
Ona yer, mahal.
Bir cihette değildir,
yoktur Onun bir yeri.
Yoktur misli ve zıddı,
yoktur hiçbir benzeri.
Ana, baba, zevcesi, yoktur
çocukları hem.
(Allah baba) diyenin,
imanı gider o dem.
Bunlar, hep mahluklarda
bulunan nesnelerdir.
Hepsi, birer noksanlık,
kusur alametidir.
Her şeyi bilicidir,
zerreden Arş’a kadar.
Kainatta ne varsa, bilir
gizli, aşikâr.
Çünkü Odur yaratan ne
varsa yer ve gökte.
Zira yaratmak için, bilmek
lazım elbette.
O, önceki sonsuzdan,
sonraki sonsuza dek,
Yalnız bir kelam ile
söyleyicidir elbet.
|