|
02 - İMAN NİMETİ
05 - Kimler Sonsuz
Yanacak ?
İmam-ı Rabbani
(Kuddise Sirruh)
Hindistan'da
yetişen en büyük velî ve âlim. Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmın
bekçisi, müslümanların baştâcı, müceddid, müctehid ve İslâm âlimlerinin
gözbebeğidir. İnsanların îtikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda doğruyu
öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan,
insanları Allahü teâlânın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve
kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen İslâm âlimlerinin yirmi üçüncüsüdür.
İsmi, Ahmed bin Abdülehad bin Zeynel'âbidîn'dir. Lakabı Bedreddîn, künyesi
Ebü'l-Berekât'dır. 1563 (H.971) senesinde Hindistan'ın Serhend (Sihrind)
şehrinde doğdu. İmâm-ı Rabbânî ismiyle tanınmıştır. İmâm-ı Rabbânî, Rabbânî
âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim
ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicrî ikinci bin
yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı "Müceddîd-i elf-i sânî",
ahkâm-ı İslâmiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, "Sıla" ismi
verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, "Fârûkî" nesebiyle
anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, "Serhendî" denilmi
İman, muma benzer
Bu zat buyuruyor ki:
(Bizi, Rabbil âlemin,
Resule uymak ile
şereflendirsin, âmin.
Ona tâbi olmanın ufak bir
zerresi hem,
Üstündür ahiret ve dünya
lezzetlerinden.
Ona tâbi olmak da, ona
iman etmektir.
Ve gösterdiği yolda,
dosdoğru yürümektir.
Onun yolu, Kur’an-ı
kerimin yoludur tam.
Bu da islamiyet’tir
veyahut din-i islam.
Ona uymak için de, önce
iman edilir.
Sonra da, müslümanlık
iyice öğrenilir.
Sonra farzlar yapılıp,
kaçılır her haramdan.
Ve sünnetler yapılıp,
kaçılır mekruhlardan.
İman etmek, mutlaka her
insana lazımdır.
Hatta bu, herkes için
zaruri, yani farzdır.
Yine Resulullaha, her kim
ki iman eder,
Onu, mal ve canından daha
ziyade sever.
Lakin bu sevgisinin
alameti olarak,
Onun sünnetlerine tâbi
olur muhakkak.
O Server ne dediyse,
hepsini beğenerek,
Kalben kabul etmeye,
denilir iman etmek.
Böylece iman eden kimseye
mümin denir.
Mümin, Resulullahın her
sözünü beğenir.
Birisine inanmaz, yahut
şüphe ederse,
İmanını kaybedip, küfre
düşer o kimse.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Mümin, her şeyden önce,
İman bilgilerini öğrenmeli
iyice.
Sonra ,fıkıh bilgisi
öğrenmek, iyi bilmek,
Her mümin üzerine farzdır
ki, mühimdir pek.
İslamın
şartı beştir: Namaz, oruç, hac, zekat.
Ve başta imandır ki,
bunlardır işte beş şart.
Her kim iman edip de,
ibadet yapar ise,
Mümin veya müslüman
denilir o kimseye.
Bu dört farzı yapıp da,
hem kaçarsa haramdan,
Olmuş olur o kimse, tam,
olgun bir müslüman.
Bunlardan bir tanesi bozuk
olursa eğer,
O müslümanlık dahi bozuk
olur bu sefer.
Böyle iman, insanı,
dünyada belki korur.
Ama imanla ölmek, çok
müşkil ve zor olur.
İman, açık havada yanan
bir muma benzer.
Çabucak sönüverir, feneri
yoksa eğer.
Ahkam-ı islamiye, işte
fener gibidir.
İkisine birlikte,
islamiyet denilir.
Çıplak mum çabuk söner,
imansız islam olmaz.
İslam olmayınca da, o iman
elde kalmaz.
Hem kuvvetli bir iman,
hem de salih bir amel,
Lazımdır ki, bunlarla
insan olur mükemmel.
İman edip, ihlasla amel
eden bir insan,
Olur Allah katında, olgun,
halis müslüman.
Kim de islamiyet’i, heva
ve hevesine,
Uydurmaya kalkarsa, düşer
küfrün içine.)
|