|
02 - İMAN NİMETİ
03 - Önünü İlikle de Geç
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirruh)
Hindistan'da yetişen en
büyük velî ve âlim. Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmın bekçisi,
müslümanların baştâcı, müceddid, müctehid ve İslâm âlimlerinin gözbebeğidir.
İnsanların îtikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda doğruyu öğrenmelerini,
öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan, insanları Allahü
teâlânın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine "Silsile-i
aliyye" denilen İslâm âlimlerinin yirmi üçüncüsüdür. İsmi, Ahmed bin Abdülehad
bin Zeynel'âbidîn'dir. Lakabı Bedreddîn, künyesi Ebü'l-Berekât'dır. 1563
(H.971) senesinde Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmâm-ı
Rabbânî ismiyle tanınmıştır. İmâm-ı Rabbânî, Rabbânî âlim demek olup,
kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından
eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicrî ikinci bin yılının müceddidi
(yenileyicisi) olmasından dolayı"Müceddîd-i elf-i sânî", ahkâm-ı İslâmiye ile
tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, "Sıla" ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in
soyundan olduğu için ,"Fârûkî" nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu
için de oraya nisbetle, "Serhendî" denilmiştir. Bütün bu vasıflarıyla birlikte
ismi, İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Şeyh Ahmed-i Fârûkî Serhendî'dir.
La ilahe illallah
Bu zat, her sohbetinde
imandan bahsederdi.
(Bir insanın şerefi,
imandan gelir) derdi.
Onun nasihatini dinleyen
talebeler,
(Mümin nasıl olmalı?) diye
sual ettiler.
Buyurdu: (O, Allah’tan
korkup, benzi sararır.
Kaçınır her günahtan,
emirlere sarılır.
Düşünür, mahşer günü
verecek hesabını.
Titrer, hatırladıkça
Cehennem azabını.
İşlemiş bulunduğu günahlar
sebebiyle,
Ayıplar kendisini, uğraşır
nefsi ile.
İşlediği günahlar, üzer ki
öyle onu,
Göremez başkasının ayıp ve
kusurunu.
O, öyle kimsedir ki,
elinden ve dilinden,
Yanında bulunanlar, zarar
görmez katiyen.)
Yine bir sohbetinde
buyurdu: (Bir insana,
Önce lazım olan şey,
ermektir tam imana.
Yani itikadını, imanını
düzeltmek,
Her şeyden daha önce
lazımdır insana pek.
Ehl-i sünnet denilen islam
âlimlerinin,
Bildirdikleri gibi bir
iman lazım ilkin.
Doğru iman olmadan,
insana, ahirette,
Cehennemden kurtuluş,
mümkün olmaz elbette.
Hak teâlâ bizlere, eyledi
lütf-u ihsan.
Onun ihsanı ile biz Ona
ettik iman.
Lütfu
ile değil de, adaletiyle eğer,
Muamele etseydi,
mahvolurduk hep bizler.)
Bir gün de buyurdu ki: (La
ilahe illallah.
Bu tevhid hürmetine,
affolur nice günah.
Her kim bu kelimeye
inanırsa gönülden,
İmanın bir zerresi verilir
ona hemen.
O kimse, kalbindeki zerre
kadar o iman,
Sayesinde, kurtulur
Cehennem azabından.
Bu ümmetin günahı çok olsa
da, ve lakin,
Affı ve mağfireti
sonsuzdur Rabbimizin.
Zira O, doksandokuz rahmet
hazinesini,
Bu günahkâr ümmete
ayırmıştır hepsini.
Zira bir hadisinde buyurdu
ki o Server:
(La ilahe illallah diyen,
Cennete girer.)
Bazıları derler ki düşüp
büyük gaflete:
(İnsan, bir kelimeyle
nasıl girer Cennete?)
Halbuki bu cahiller,
bilmez ki şunu daha,
Kelime-i tevhidi
söyleyince bir defa,
Dünyada mevcut olan
bilcümle kâfirleri,
Affedip de, Cennete
koysalar, vardır yeri.
Bu büyük kelimenin
bereketini, eğer,
Bilcümle mahlukatın
herbirine bölseler,
Bir güne mahsus değil, ta
kıyamete kadar,
Hepsine kâfi gelip,
doyurur, hem de artar.)
|