|
01 - HARAMDAN KAÇMAK
02 - Biz, Başıboş
Değiliz
Abdülhakim-i Siyalkuti
(Rahmetullahi Aleyh)
Hindistan velîlerinden,
Hanefî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi, Abdülhakîm bin Şemseddîn el-Hindî es-Siyalkûtî'dir.
Doğum târihi bilinmemektedir. 1657 (H.1067) senesi Rabî'ül-evvel ayının on
ikinci günü, Hindistan'ın Siyalkût şehrinde vefât etti.
Abdülhakîm-i
Siyalkûtî, Hindistan'ın büyük âlimlerinden olup bütün ilimlerde imâm idi.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri ile Mevlânâ Kemâleddîn-i Kişmîrî'nin derslerinde
bulundu. Fıkıh, kelâm ve daha birçok naklî ilimlerde yüksek derecelere
kavuştu. Beldesinin din ilimlerinde müşkili olanların tercümanı oldu.
İnsanları durmadan Hakk'a davet ederdi. İslâm dînini sultanlara, emirlere
açıkça tebliğ etmekten hiç çekinmezdi. Hind sultânı Harem Şah Cihân zamânında,
âlimlerin reisi oldu. Sultan onun reyi ve fetvâsına başvurmadan hiç bir konuda
karar vermezdi. Her ilimde mütehassıs ve zamânın bir tânesiydi. İlim tahsiline
gençliğindeki gibi yaşlılığında da devâm etti ve hiç ara vermedi.
Bir
zerrecik -yani
çok az- bir günahtan
kaçınmak,
bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.
(Hadis-i
şerif)
Keşke günah işlemeseydim
Bu zat bir sohbetinde
buyurdu: (Ey cemaat!
Hep günah işlemekle geçip
gitti bu hayat.
Ölenleri görüp de, hiç
ibret almıyoruz.
Pişman olup, gafletten
yine uyanmıyoruz.
İstiğfar etmiyoruz bir
kusur ve günaha.
Günahlar yığılarak,
artıyor her gün daha.
Bu nasıl imandır ve nasıl
müslümanlıktır?
Müslümanlık, sadece isimde
olmak mıdır?
Uzun yıllar beraber
yaşadığı insanlar,
Şimdi, mezarlarında
çürüyüp toz oldular.
Hepsi, yerin altında
çekilirken hesaba,
Belki de, bir çokları
duçar olur azaba.
Hepsi, günahlarına
pişmanlık duyuyorlar.
(Keşke işlemeseydik bir
günahı) diyorlar.
Bu feci hallerini
düşünelim onların.
Zira aynı akıbet, gelecek
bize yarın.
Öyleyse şu geçici, birkaç
günlük hayatta,
Günahlardan sakınıp,
bulunalım taatta.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Ahireti kazanmak,
Günah işlememekle müyesser
olur ancak.
Her sıkıntıya sebep,
günahlara girmektir.
Çaresi, pişman olup,
istiğfar eylemektir.
Allah, günahkârlara vermez
muvaffakıyet.
Her başarı, islama uymakla
olur elbet.
Ahireti kazanmak isterse
insan eğer,
Vermemeli dünyaya fazla
kıymet ve değer.
Dünya demek, Allah’ın
sevmediği şeylerdir.
Yani yasak ettiği günah,
çirkin işlerdir.
Dünyayı terk etmekle,
kazanılır ahiret.
Lakin iki şekilde ele
geçer bu devlet.
Birincisi şudur ki,
haramlarla beraber,
Bütün mubahları da
kullanmaz ve terk eder.
İkinci derecesi, yalnız
günah ve haram,
Şeyleri terk etmeye
gösterir sırf ihtimam.)
Bir gün de buyurdu ki:
(İlim, amel içindir.
Yoksa, zordur mahşerde
hesabı o kişinin.
Kuru ilim, insanın,
yaramaz bir işine.
Sürükler sahibini Cehennem
ateşine.
Kul günah işleyince,
duymuyorsa ızdırap,
Aklına gelmiyorsa ölüm,
mizan ve hesap,
Öncelerden namaza hazırlık
yapmıyorsa,
Kalp kırıp, gıybet edip,
iftira atıyorsa,
Ve hele kul hakkından
korkmuyorsa bir kişi,
Allame olsa bile, haraptır
yarın işi.
Kalbi titremiyorsa her
günah işleyişte,
O kalp hasta olmuştur,
nişanı budur işte.
Beynine doldurduğu bilgi
de, bir vebaldir.
Bu, bir müslüman için
gayet kötü bir haldir.)
|