|
18 - SOR KURTUL
İnsan, eşref-i mahlukat
Celaleddin-i
Hindi,
evliyadan bir kişi.
Sünnet-i seniyyeye,
muvafıktı her işi.
Şöyle buyururdu ki o her
dua edişte:
(Yakmasın Hak teâlâ, hiç
kimseyi ateşte.)
Derdi ki: (Ahirette
yanacaksa bir insan,
Nedir ki bu dünyada, rahat
etmiş bir zaman.
Kısa bir an da olsa,
yanacaksa o eğer,
Bu dünyada zenginmiş,
fakirmiş, ne farkeder?
Bu dünyanın, en kötü
tarafı şu ki fakat,
Bir tek Allah demeye,
vermiyor kula fırsat.
İnsan, bu çark içinde
hergün dönüp duruyor.
Uyanıp, (Ben nereye
gidiyorum?) demiyor.
Güruh güruh ateşe giderken
bu insanlar,
Diyorum ki: (Ya Rabbi, bir
insan nasıl yanar?)
Zira görüyorum ki, bu
zamanda malesef,
Para kazanmak olmuş
insanlarda tek hedef.
Hem de, kazanacağı o
paralarla yine,
Düşecek türlü türlü
haramların içine.
Bu insanın, hayvandan,
peki ne farkı kalır?
Zira onlar da yalnız bu
şeylerden zevk alır.
Hak teâlâ, insanı, şerefli
kıldı fakat.
Zira yarattı onu, bir
eşref-i mahlukat.
Yani Allah, insanı, her
şeyin mükemmeli,
Olarak yarattı ki, bu da
açık ve belli.
Ayırdı
hayvanlardan, onu, akıl vererek.
Çağırdı kendisine,
Peygamber göndererek.
Kur'an-ı
keriminde, onlara etti hitap.
Yani kıldı onları
kendisine muhatap.
Olur mu insan için bundan
büyük bir şeref?
Lakin bunu insanlar,
anlamıyor malesef.
Bu şeref ve kıymeti
bırakıp bir kenara,
İtibar ediyorlar,
kıymetsiz olanlara.
Kulların takdiri ve
tenkidinden, eğer ki,
Sıyrılamazsa insan,
fenadır elbette ki.
Halbuki bütün dünya, seni
takdir etseler,
Rabbimiz sevmedikçe,
verilir mi hiç değer?
Aksine bütün dünya,
yerseler seni şayet,
Allah sevdikten sonra,
edilir mi şikayet?
Çünkü bu insanların,
takdir ve tenkitleri,
Üç beş sene sonunda, hayal
olur her biri.
İnsana, ahirette faydası
dokunacak,
Ameller, Allah için
yapılanlardır ancak.
Para pul, mevki makam,
ayakkabı, elbise,
Yarın fayda vermezler
dünya için idiyse.
Zaten insan ölünce,
onlardan soyuyorlar.
Sadece bir kefenle kabire
koyuyorlar.
Bir âlim, her gün akşam
diyormuş ki bir defa:
(Heyhat, yine ömürden
azaldı bir gün daha.)
İnsan, her saatinin
bilmeli kıymetini.
Zira böyle kazanır, sonsuz
saadetini.)
|