|
18 - SOR KURTUL
Emr-i maruf farzdır
Celaleddin-i
Hindi,
bir âlim ve evliya.
Kararmış gönülleri,
ilmiyle etti ihya.
O bir gün buyurdu ki:
(Biz, aciz insanlarız.
Her an, her şeyimizle,
Rabbimize muhtacız.
Ve lakin hepimizde, bir
nefis var ki el'an,
İlahlık dava eder içimizde
o her an.
Halbuki Hak teâlâ,
kudretini çekse az,
Yok olur bu kainat, var
olan birşey kalmaz.
Onun bize verdiği bu beden
ve can ile,
Yakışır mı, hiç Ona isyan
etmek az bile?
Bir yanda, kainatın sahibi
yüce Allah,
Bir yanda aciz kul ki,
muhtaçtır Ona her gah.
Bu zayıf hali ile, nasıl
olur bir insan,
Kendisini yaratan İlaha
eder isyan?
Bir işçi düşünün ki, çok
çalışır, yorulur.
Bir gün, işverenini
dinlemese, kovulur.
Veyahut karşı gelse bir
evlat, pederine,
Baba, almak istemez artık
onu evine.
Halbuki ikisi de, çok aciz
birer kuldur.
Yalnız o, diğerinin
rızkına sebep olur.
Yine kızmak gerekmez,
günahkâr insanlara.
Acıyıp, emr-i maruf yapmak
lazım onlara.
Nitekim cenab-ı Hak,
meleklere bir zaman,
Buyurur:
(Filan yeri, hâk ile edin yeksan!)
Derler ki: (Bazı kullar
vardır ki ya ilahi!
Hiç isyan etmediler o
kullar bir gün dahi.)
Hak teâlâ, o
zaman buyurur: (Ey melekler!
Batırın onları da, hepsi
ile beraber.
Çünkü isyan ederken bana o
diğerleri,
Değişmiyordu bile, hiç
onların yüzleri.)
Emr-i maruf mümkünken,
yapmamak caiz olmaz.
Bu, Allah sevgisiyle çünkü
hiç bağdaşamaz.
Gayriyi kurtarmaya
çalışanı, dinimiz,
Kendini kurtarandan,
tutuyor daha aziz.
Eğer bir memlekette hizmet
varsa islama,
Ona iştirak etmek, farzdır
her müslümana.
İmkan varsa bedenen, yok
ise, mal vererek,
O da mümkün değilse,
yalnız dua ederek,
İştirak etmelidir yapılan
bu hizmete.
Yoksa, girilmiş olur büyük
mesuliyete.
Doğrunun muhalifi çok
bulunur her zaman.
Zira yayılmasını istemez
nefis, şeytan.
Halbuki kötülükler, çok
çabuk yayılırlar.
Nefis ile şeytandan, çünkü
yardım alırlar.
Doğrunun yayılması, yokuş
çıkmak gibidir.
Şer ise, bir sel gibi
çabuk yayılıverir.
Resulullaha,
önce, inanan çok az vardı.
O nasihat ettikçe, alaya
alırlardı.
On senede, yüz kişi
inanmamıştı bile.
Çoğaldı sonra fakat,
nusret-i ilahiyle.)
|