|
08 - TEK ÇARE,
HELALLAŞMAK
Büyüklere danışın!
Abdülhakim Arvasi,
Hak aşığı bir veli.
Sohbeti, insanlara
olurdu faideli.
Şefkat ve merhameti, pek
çoktu yaranına.
Her kimin derdi olsa,
koşardı hemen ona.
Yanına giren herkes,
kederli olsa da pek,
Çıkıyordu yanından,
neşeli ve gülerek.
O derdi ki: (Herkesin
rızkını, cenab-ı Hak,
Kullarının eliyle, verir
adet olarak.
Her kim çok çok verirse,
muhtaçlara malını,
Çoğaltır Rabbimiz de ona
ihsanlarını.
O kısarsa, Allah da ona
kısar şüphesiz.
Yani ihsan edene, ihsan
eder Rabbimiz.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Allah adamlarının,
Yalnız zahirlerine
bakmayın aman, sakın.
Aldanır, büyüklerin dış
haline bakanlar.
İstifade yerine,
görürler büyük zarar.
Zira cenab-ı Allah,
insanlık sıfatları,
Altında gizlemiştir
dünyada bu zatları.
Kureyş kâfirleri de,
Allah'ın Resulünün,
Zahirine bakarak,
aldanmışlardı o gün.
Derlerdi ki: (Bu nasıl
peygamberdir, şaşılır.
Bizim gibi yer içer,
sokaklarda dolaşır.)
Lakin iman edenler, Ona,
Peygamber diye,
Bakarak, kavuştular
rıza-i ilahi'ye.)
Buyurdu ki: (İmanın,
suret ve aslı vardır.
Aslına kavuşanlar,
güzide insanlardır.
Senelerdir imanı,
anlattım camilerde.
Anlayan, üçü beşi
geçmemiştir yine de.)
Bu sözün hikmetini,
ondan sual ettiler.
(İmanı tam anlamak,
niçin zordur?) dediler.
Buyurdu: (Amentüyü
yalnız ezberlemekle,
İmanın hakikati, kolayca
geçmez ele.
Asıl iman şudur ki,
Allah'tan korkusundan,
Asla işlememektir bir
küçük günah, isyan.
Mesela kul hakkını
düşündüğünde o zat,
Ayağını uzatıp, yatamaz
rahat rahat.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Ey gençler, aman sakın!
Büyüklere sormadan bir
işe kalkışmayın.
Yanılır ekseriya, çünkü
sizin aklınız.
Sonu pişmanlık olur,
sormadan yaparsanız.
Halbuki akl-ı selim
sahibidir büyükler.
Her kararda, doğruyu
isabet ettirirler.
Kendi aklını atıp, kim
uysa büyüklere,
Dünya ve ahirette,
uğramaz bir kedere.
Her kim de beğenirse,
yalnız kendi aklını,
Kabullenmiş demektir, o,
kendi zararını.
Halbuki bir müslüman,
bir iş yapmadan önce,
Bir Allah adamına
danışırsa güzelce,
Hayırsız olsa bile,
neticesi o işin,
Hayra tebdil olunur, ona
sorduğu için.) |