|
01 - KÖTÜ HUY'UN
ZARARLARI
Öfke, aklı örter
Sıbgatullah
Arvasi,
Allah dostu bir veli.
Sohbeti, dinleyene
olurdu faideli.
Bir gün, sevdikleriyle
sohbet ederken bu zat,
(Kibir)den
bahsederek, şöyle etti
nasihat:
Bilin ki, öfke gadap,
kibirden hasıl olur.
Öfkelenen insanda,
örtülür akıl, şuur.
İnsan kızdığı zaman,
şeytan da fırsat bilip,
Gidip onun boynuna,
geçirir derhal bir ip.
İstediği tarafa sürükler
o kimseyi.
Çünkü o, ayıramaz iyi
kötü bir şeyi.
O, şeytanın elinde,
olmuştur bir oyuncak.
İnsan, kızmamak ile
kurtulur bundan ancak.
Pehlivan denirse de,
yenenlere hasmını,
Lakin asıl pehlivan,
yenendir gazabını.
Biri, Resulullahtan
nasihat isteyince,
(Kızma ve sinirlenme!)
buyurdular hemence.
O zat, bunu Resulden, üç
defa etti talep.
Yine aynı cevabı
buyurdular ona hep.
İsa Peygamber dahi,
havarileri ile,
Giderken, karşılaştı
yolda kötü biriyle.
Resule hakaretler eyledi
o bi-edep.
O ise, iyilikle cevap
verdi ona hep.
Dediler: (O hakaret etti
mütemadiyen.
Siz, yumuşak cevaplar
verdiniz, acep neden?)
İsa Nebi, o zaman
buyurdu:
(Ey insanlar!
Bir kapta ne var ise,
dışarıya o sızar.)
Bir gün de buyurdu ki
İsa aleyhisselam:
(Gadap ve öfkelenmek,
ateşe misaldir tam.
Nasıl söndürürlerse
ateşi, su atarak,
Söndürün hırsınızı, siz
de abdest alarak.)
Sahabeden biri de,
Allah'ın Resulünden,
Nasihat isteyince,
buyurdu:
(Kızma hemen!)
Şu üç haslet var ise,
bir müslümanda şayet,
Hak teâlâ o kula, acır,
eder merhamet.
Biri nimete şükür,
diğeri affetmek tir.
Üçüncüsü, kızınca,
öfkesini yenmektir.
Bir kimse kızdığında,
davranırsa yumuşak,
Kalbini, iman ile
doldurur cenab-ı Hak.
Biri kızdığı zaman,
gizlerse gadabını,
Allah da, gizler onun
kusur, kabahatını.
Bir gün hazret-i Ömer,
Resulün huzuruna,
Varıp, arz eyledi ki:
(Bir amel söyle bana.
Hem bana kolay olsun o
ameli işlemek,
Hem de iki cihanda,
faideli olsun pek.)
Buyurdu ki:
(Ya Ömer, suçluları
bağışla.
Kimsenin ayıbını,
kimseye deme asla.
Koru müslümanların
şeref, itibarını.
Örtücü ol herkesin
kusurunu, aybını.
Eğer böyle yaparsan,
kıyamette muhakkak,
Senin kusurunu da,
affeder cenab-ı Hak.) |