|
82 - SÜLEYMAN HAKİM ATA
(Rahmetullahi Aleyh)
Bir talebem varmış
Türkistanda yetişen
evliyadan biridir.
Ahmed-i Yesevinin halis
talebesidir.
Küçükten hevesliydi ilme
ve okumaya.
İlk Kur'anı öğrendi
çocukken henüz daha.
O, mektebe giderken,
diğer çocuklar gibi,
Boynuna asmıyordu
Kur'an-ı kerimini.
Onu altından tutup,
gösterirdi çok edep.
Ve göğsü hizasının
üstünde tutardı hep.
Gittiği mektebe de, çok
saygı duyuyordu.
Bu yüzden, o tarafa
sırtını dönmüyordu.
Sırt çevirmemek için
sevgili mektebine,
Çıkınca, arka arka
gidiyordu evine.
Bir gün, Ahmed Yesevi
görünce böyle onu,
Anladı, o çocukta bir
cevher olduğunu.
Anne ve babasının
rızalarıyle hemen,
Yanına aldı onu, o
günden itibaren.
Onbeş yaşına kadar, bu
islam büyüğünün,
Huzur ve sohbetiyle
olgunlaştı gün be gün.
Bir gün, Hazret-i Hızır,
Ahmed-i Yeseviyle,
Sohbet ediyorlardı
muhabbet ve sevgiyle.
Mevsim kış olduğundan,
yakmak için sobada,
Odun getirdiyse de,
kalmamıştı odada.
Getirmeleri için, hemen
Ahmed Yesevi,
Gönderdi Süleymanla,
bir iki talebeyi.
Onlar odun toplayıp,
dönerlerken, bir ara,
Aniden tutuldular,
şiddetli bir yağmura.
Odunlar, o yağmurdan
ıslandı tamamiyle.
Lakin Süleymanınki
ıslanmadı az bile.
Çünkü o, paltosunu
çıkarıp üzerinden,
Odunları, onunla güzelce
sardı hemen.
Kendi ıslandıysa da
yağmurdan hayli fazla,
Yine odunlarını
ıslatmadı o asla.
Gördü hazret-i Hızır, bu
kuru odunları.
Dedi: (Nasıl getirdin
ıslatmadan bunları?)
Dedi ki: (Elbisemi
örttüm üzerlerine.
Zira girmez yaş odun,
üstadımın evine.)
Alınca ondan böyle,
hakimane bir cevap,
Beğenip, kendisine ihsan
etti bir lakab.
Dedi ki:
(Ey Süleyman, kalbin nur
ile dolsun.
Badema senin adın,
Süleyman Hakim olsun.)
Şöyle dua eyledi sonra
da el açarak:
(İstifade etsinler
feyzinden binlerce
halk.)
O andan itibaren,
Süleyman Hakim, artık,
Hikmetler söylemeye
başladı açık açık.
Ahmed-i Yeseviden
duyduklarını, tek tek,
Aktardı insanlara
şiirler söyleyerek.
Bir gün de Yesevinin
mübarek dergahında,
Bir kısım talebesi
toplanmıştı yanında.
Vakta
ki öğlen oldu, kalktılar
hep o saat.
Yesevi
imam oldu, talebeler
cemaat.
O ara, çok şiddetli bir
gürültü ve bir ses,
Olunca, namazları
bozdular hemen herkes.
Yalnız Süleyman Hakim
bozmamıştı namazı.
O dahi işitmişti halbuki
bu avazı.
Üstadı selam verip,
çıktığında namazdan,
Baktı, yalnız o kalmış
namazını bozmayan.
Dedi: (Bu hadiseyle
anladım ki şunu hem,
Çok değil, bir taneymiş
meğer benim talebem.) |