|
65 - BEKİR BİN ABDULLAH
MÜZENİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Beş vakit namazını kılan
ve altmış yaşını geçmiş
bir müslüman, şehit
olarak ölür. Hanımlar
için yaş haddi yoktur.
(Kelam-ı kibar)
Hasetçinin akıbeti
Bir hükümdar vardı ki bu
velinin devrinde,
İyi ahlak sahibi veziri
vardı bir de.
Saf kalpli olduğundan,
onu çok seviyordu.
O da, bu hükümdara sık
sık şöyle diyordu:
(İyilik edenlere, iyi
davran sen yine.
Kötünün kötü işi, kâfi
gelir kendine.)
Bir de kıskanç vardı ki,
onu çekemiyordu.
Bu veziri, kıymetten
düşürmek istiyordu.
O, bir gün hükümdara
dedi ki: (Filan vezir,
Sizin aleyhinizde sözler
söylemektedir.
Diyor ki: Hükümdarın
ağzı fena kokuyor.
Yanına yaklaşınca, bana
çok dokunuyor.
Eğer inanmazsanız,
çağırın akşam onu.
Dikkat edin, eliyle
tutacaktır burnunu.)
Hükümdarın yanından
çıkar çıkmaz bu kişi,
O vezirin yanına gitmek
oldu ilk işi.
Dedi ki: (Ey vezirim, bu
öğlen yemeğine,
Teşrif eder misiniz bu
fakirin evine?)
Lakin o, yemeklere
koydurdu bol sarmısak.
O da, yedi onlardan,
gaflette bulunarak.
Lakin akşam gidince,
sultanın huzuruna,
Mecburen bir elini
tutuverdi ağzına.
Zira ağzı, çok fena
sarmısak kokuyordu.
Hükümdarı rahatsız etmek
istemiyordu.
Lakin aldanmış idi,
sultan o hasetçiye.
Düşündü: Onun sözü
doğruymuş meğer diye.
Çok kızıp, bir valiye
yazdı bir mektubunu.
Ona verip, dedi ki:
(Valiye götür bunu.)
Lakin ne yazdığını,
vezir hiç bilmiyordu.
Halbuki sultan ona,
şöyle emrediyordu:
(Geleni boğazlayıp,
derisini yüzesin.
İçine ot doldurup ve
bana gönderesin!)
Vezir o mektup ile
giderken o valiye,
Rastladı birden bire o
hasetçi kişiye.
Hasetçi zannetti ki:
Taltif mektubudur bu.
Dedi: (Ben götüreyim,
istersen o mektubu.)
O adamı kırmayıp, gönlü
hoş olsun diye,
(Peki) deyip, mektubu
verdi o hasetçiye.
Vali, alıp okudu
sultanın mektubunu.
Derhal adamlarına
emretti: (Tutun şunu!)
Öldürüp, derisini
yüzdürdü bir an önce.
Ot doldurdu içini bu
emir gereğince.
Ertesi gün, veziri sağ
görünce hükümdar,
Şaşırıp, huzuruna
çağırdı onu tekrar.
Dedi: (Benim hakkımda,
duydum dedi-kodunu.
Herkese söylermişsin
ağzımın koktuğunu.)
Vezir (Hayır) deyince,
sordu ki: (Madem öyle,
O gün, niçin burnunu
tutmuş idin elinle?)
Dedi ki: (Sarmısaklı
yemiştim öğleyin hep.
Ağzımı, elim ile
tutmuştum bundan sebep.)
Sultan dedi: (Ey vezir,
haklıymışsın sen yine.
Kötünün kötü işi, kâfi
gelir kendine.) |