|
64 - RABİA-İ ADVİYYE
(Rahmetullahi Aleyha)
Üç
mühim dert
Bir gün, çok ağlıyorken
Rabia-i Adviyye,
Sordular, (Ağlamanın
sebebi nedir?) diye.
Buyurdu ki: (Üç büyük
derdim var şimdi benim.
Bunları düşündükçe,
ağlayıp yaş dökerim.
Bunlardan kurtulmaya,
var ise bir kolaylık,
Bir garanti verin de,
ağlamayayım artık.)
Dediler: (Söyle bize, ne
imiş o dertlerin?
Herhalde hallederiz,
kolayı var herşeyin.)
Buyurdu: (Öyle zor ki
kastettiğim o dertler,
Zannettiğiniz gibi,
kolay halledilmezler.
Biri, son nefesimde,
verirken ben canımı,
Kurtarabilir miyim acaba
imanımı?
İkincisi, mahşerde, acep
amel defterim,
Sağımdan mı verilir,
soldan mı, yok haberim?
Üçüncüsü, herkesin
hesabı görülünce,
Ve layık oldukları yere
götürülünce,
Cennetlikler ile mi
giderim ben acaba?
Yoksa atılır mıyım,
kötülerle azaba?
Bu korkunç tehlikeler
var iken önümde hep,
Ben ağlamayayım da,
kimler ağlasın acep?)
Uzaktan bir misafir
gelmişti hanesine.
Bir parça eti vardı,
koydu tenceresine.
Düşündü, pişirip de, ona
ikram etmeyi.
Ve lakin konuşurken,
unuttu pişirmeyi.
Nihayet akşam olup,
namazları kıldılar.
Hem kendi, hem misafir,
o gün oruçluydular.
Dedi ki: (Et pişmedi
unutmam sebebiyle.
Bari iftar edelim, kuru
ekmek, su ile.)
Getirmeye giderken, su
ve kuru ekmeği,
Leziz et kokuları, bir
anda sardı evi.
Baktı ki, tencerede
duran et, o haliyle,
Ateşsiz pişmiş idi,
kudreti ilahiyle.
Misafir, o yemekten
yiyince, ilk tadımda,
Dedi: (Böyle hoş yemek,
yemedim hayatımda.
Hem de sen demiştin ki:
Unuttum, pişmedi et.
Halbuki bu et pişmiş,
acaba nedir hikmet?)
Dedi: (Kul unutmazsa,
eğer ibadetini,
Onu da unutmazlar,
pişirirler etini.)
Yine bir gün, misafir
var iken hanesinde,
Yemeğe koymak için,
soğan yoktu evinde.
Dediler: (Ey Rabia, şu
komşudan istesek.
Zira soğan olmazsa, iyi
olmaz o yemek.)
Buyurdu: (Kırk senedir,
söz verdim ki ben şuna:
Asla el açmayayım
Rabbimden başkasına.)
Rabia'nın
bu sözü, bitmemişti ki,
o an,
Bir kuş, ayaklarıyla
bıraktı iki soğan.
Bir gece de, dostları
geldiler ona, ancak,
Kandil yoktu evinde,
gece aydınlatacak.
Rabia
hazretleri, üfledi bir
avcuna.
Nur geldi birden bire
parmakları ucuna. |