|
64 - RABİA-İ ADVİYYE
(Rahmetullahi Aleyha)
Hırsızın hali
Rabia-i
Adviyye, her gece, çoğu
zaman,
İbadet ediyordu Rabbine
uyumadan.
Yine böyle bir gece,
namaz kıldı evinde.
Sonra, uyuyakaldı
hasırın üzerinde.
O sırada içeri, bir
hırsız girdi, ancak,
Arayıp, hiç bir nesne
bulamadı çalacak.
Ve lakin Rabia'nın,
vardı ki bir örtüsü,
Tam çıkacağı zaman,
takıldı ona gözü.
Bari boş çıkmayayım
diyerek aldı onu.
Ve lakin bulamadı evin
çıkış yolunu.
Geri dönüp bıraktı, o
örtüyü yerine.
Bu sefer kolaylıkla,
kapıyı buldu yine.
Bulmuşken, geri dönüp,
örtüyü yine aldı.
Ve lakin çıkamayıp, yine
içerde kaldı.
Koydu onu yerine, kapıyı
buldu yine.
Bu hal, tam yedi kere
vaki oldu kendine.
Son defa o örtüyü eline
aldığında,
Gaibden, kendisine geldi
şöyle bir nida:
(Ey kişi, hiç yorulma,
çek örtüden elini.
Zira o, Allah'ına
ısmarladı kendini.
Ona, az yaklaşmaya gücü
yokken şeytanın,
Senin gücün yeter mi,
uğraşma daha sakın!
Alamazsın sen onu,
kendini yorma fazla.
O uyuyor ise de, uyumaz
Rabbi asla.)
Bunu duyup, korktu ve
çıktı evin içinden.
Tövbe edip, vaz geçti bu
hırsızlık işinden.
Rabia-i
Adviyye, çok korkardı
Allah'tan.
Gözyaşları, yüzünde, iz
yaptı ağlamaktan.
Bir gün de ağlıyorken,
sordular ona yine:
(Ne için ağlıyorsun, çok
yakınken Rabbine?)
Buyurdu: (Kardeşlerim,
ayrılıktan korkarım.
Ebedi beraberlik
olmazsa, ne yaparım.?
Rabbimin huzuruna
çıkınca hesap için,
Acep kurtulur muyum? İç
yüzü budur işin.
Sen bana yaramazsın! der
ise Hak teâlâ,
Ne olur benim halim,
buna ağlar Rabia.)
Bir kimseyi gördü ki,
hep dua ediyordu:
(Ya Rabbi, bu kulundan
sen razı ol) diyordu.
Buyurdu ki: (Sen Ondan,
hiç razı olmuyorsun.
Kaza ve kaderine rıza
göstermiyorsun.
Üzerine, bir miktar
dert, bela gelse şayet,
Sabretmeyip, herkese
ediyorsun şikayet.
Sen razı olmaz iken Onun
her bir işinden,
Onun razılığını nasıl
istiyorsun sen?)
Dediler ki: (Haklısın,
kulluk da zaten budur.
Kulun razı olması, ne
ile belli olur?)
Buyurdu: (Nimetlerden
nasıl zevk alıyorsa,
Beladan da zevk alır,
gayet acı da olsa.
Ve hatta belalardan,
daha çok alır lezzet.
Çünkü Hak teâlâdan
gelmiştir ona o dert.) |