|
63 - İBRAHİM BİN EDHEM
(Rahmetullahi Aleyh)
Tatlılarından getir!
Bir gün İbrahim Edhem, bir
sahraya çıkmıştı.
Kovasını, su için kuyuya
sarkıtmıştı.
Geriye çektiğinde, kaldı
hayret içinde.
Zira baktı, su değil,
(gümüş) vardı içinde.
Hemen geri boşalttı ve
sarkıttı bir daha.
Çektiğinde gördü ki,
(altın) dolu bu defa.
Üzülüp, onları da boşalttı
geri yine.
Kovasını, bir daha saldı
kuyu dibine.
Kuyudan, abdest için su
beklerken, bu sefer,
Gördü ki çıktı kova, içi
dolu (mücevher).
Buyurdu ki: (Ya Rabbi,
değil bunlar isteğim.
Sadece abdest için, bir
miktar su isterim.)
Dördüncüde, kovayı
sarkıtınca kuyuya,
Çektiğinde gördü ki, (su)
dolmuş o kovaya.
Helal lokma yemeye, çok
dikkat ediyordu.
O zaman, bir zenginin
bağını bekliyordu.
Bağ sahibi gelerek, dedi
ki bir gün ona:
(Ey İbrahim, şu bağdan
tatlı nar getir bana!)
Topladı bir tabak nar,
götürdü kendisine.
Lakin topladıkları, ekşi
çıktı aksine.
Dedi ki: (Kaç senedir bu
bağı bekliyorsun?
Tatlıyı, ekşisinden
ayıramıyor musun?)
Dedi ki: (Ben bekçiyim,
beklerim buraları.
Nasıl ayırt edeyim
tatmadığım narları?)
Adam dedi: (Ben senin,
bakınca ihlasına,
Sen İbrahim Edhem'sin
diyesim gelir sana.)
Bu sözü işitince,
tanımasınlar diye,
O bağı terk ederek, gitti
başka bir köye.
Bir gün de, huzuruna
gelerek bir müslüman,
Nasihat isteyince, buyurdu
ki o zaman:
(Günah işleyeceksen, iyice
düşün, taşın.
Allah'ın gönderdiği bu
rızkı yeme sakın.
Ona isyan etmeyi
düşünüyorsan şayet,
Onun mülkünden çık da,
başka yerde isyan et.
Hem mülkünde oturup, hem
rızkını yiyerek,
Hem de gördüğü yerde, olur
mu isyan etmek?
Hem Azrail gelince, almak
için ruhunu,
Müsade
etme sakın ve yanından kov onu.)
Soran kimse dedi ki:
(Efendim, nasıl olur?
İmkan var mı hiç buna,
melek nasıl kovulur?)
Buyurdu ki: (Öyleyse,
tövbe eyle durmadan.
Zira ölüm meleği, ani
gelir her zaman.
Mezarda, Münker-Nekir
ismindeki melekler,
Gelince, kov onları, suale
çekmesinler.)
Dedi ki: (Ey efendim,
kovamam ben onları.)
Buyurdu ki: (Öyleyse,
hazırla cevapları.)
O derdi ki: (Birine,
verseler dünya malı.
Kalbinde, zerre kadar bir
sevinç duymamalı.
Sonra da, o malları
alsalar ondan yine,
Zerre kadar üzüntü
gelmemeli kalbine.)
|