|
63 - İBRAHİM BİN EDHEM
(Rahmetullahi Aleyh)
Yolcu hanı değil ki
Bir gün İbrahim Edhem,
tahtında uyur iken,
büyük bir gürültüyle
uyanmıştı aniden.
Damdan ses geliyordu,
düştü bir endişeye.
Seslendi heyecanla:
(Damdaki kimdir?) diye.
Dedi ki: (Ben tanıdık
biriyim buralarda.
Kaybettiğim devemi
arıyorum burada.)
Dedi: (Ey şaşkın adam, bu,
ne garip iş ama?
Kaybolan deve için,
çıkılır mı hiç dama?)
Dedi ki: (Be hey gafil,
garip iş dersin, lakin,
Benimkinden daha çok
gariptir senin halin.
Sen, altın taht içinde
ararsın da Rabbini,
Bu haline bakmayıp,
kınarsın bir de beni.
Damda deve aramak, elbette
çok gariptir.
Ve lakin senin halin, daha
da acayiptir.)
Bunları işitince, korku
geldi kalbine.
Sonra, bir çeki düzen
verdi eski haline.
Bir gün de, sarayında
vermişti bir ziyafet.
Devlet erkanından da,
vardı büyük bir heyet.
İbrahim Edhem dahi,
kendine mahsus olan,
Yerine, henüz yeni
oturmuştu ki, o an,
Girdi heybetli biri
saraydan içeriye.
Soramadı hiç kimse ona
(Sen kimsin?) diye.
Zira öyle heybetli idi ki
bu gelen zat,
Sormaya çekindiler
vazifeli her zevat.
Doğruca İbrahimin yanına
geldi o da.
Sordu ona: (Sen kimsin, ne
ararsın burada?)
Dedi ki: (Ben yolcuyum,
yolum vardır bir nice.
Konaklamak istedim, bu
handa iki gece.)
İbrahim Edhem ise,
sinirlenip dedi ki:
(Fakat bu, bir saraydır,
yolcu hanı değil ki.)
O kişi, İbrahimden
bunları işitince,
Sordu ki: (Peki bu yer,
kimindi senden önce?)
(Falanındı) deyince, dedi
ki heybetli zat:
(Peki de, ondan önce
kimindi bu saltanat?)
Cevaben (Filanındı)
deyince, bu sefer de,
Sordu ki: (Ondan önce, kim
sultandı bu yerde?)
(Falan oğlu filandı)
deyince de, o zaman,
Sordu ki: (Ondan evvel, bu
yerde kimdi sultan?)
Geçmiş padişahları
saydırarak böyle hep,
Sordu ki: (Bu saydığın
sultanlar n'oldu acep?)
Dedi: (Hepsi öldüler,
tükendi zamanları.)
O dedi: (Böyle olur zaten
yolcu hanları.
Bu nasıl saraydır ki,
insanlar gider, gelir.
Böyle olan yerlere, saray
değil, han denir.
Ey İbrahim, kendini
aldatma bunlar ile.
Gün gelecek, buradan
göçeceksin sen bile.)
Peşinden, terk eyledi
sarayı heybetli zat.
O, ardından yetişip,
sorunca ona bizzat,
Dedi ki: (Ben Hızır'ım,
ikaz ettim ki seni,
Çıkarasın kalbinden, bu
dünya sevgisini.)
|