|
62 - FUDAYL BİN İYAD
(Rahmetullahi Aleyh)
Helal malın hesabı,
haram malın azabı
vardır.
(Kelam-ı kibar)
Ne
için ağlıyorsun?
Fudayl, gençlik çağında,
bütün yaptıklarına,
Tövbe edip, gönlünü
çevirdi Allah'ına.
Eski günahlarına oldu ki
öyle pişman,
Birisine dedi ki: (Beni
tut, bağla şu an.
Ve acele götür ki
sultanın huzuruna,
Suçumun cezasını, ne ise
versin bana.
Hakkımda, dinin hükmü ne
ise, yapılsın tam.
Cezamı çekeyim de,
bitsin bu gam ve tasam.)
Onun bu isteğini,
bildirdiler sultana.
Çok izzet ve ikramda
bulundu sultan ona.
Sonra da, emretti ki
hükümdar kendi bizzat:
(Evine götürün de,
eylesin istirahat.)
Evine geldiğinde, o hala
ağlıyordu.
Hanımı ona dönüp, dedi:
(Sana ne oldu?
Niçin böyle ağlayıp
inliyorsun ey Fudayl?
Yoksa, seni insanlar
dövdüler mi, ne bu hal?)
Dedi: (Sultan, cezamı
vermedi de ey hanım!
Budur asıl sebebi şu
anki ağlamamın.
İşlediğim suçların,
cezası çok büyüktür.
Cezamı çekmeyince,
üzerimde bir yüktür.
Bunun ızdırabıyla,
yanıyor hep içerim.
Nedamet ateşiyle,
kavruluyor ciğerim.)
Daha sonra dedi ki: (Ey
hanım, beni dinle.
Kâbeye gidiyorum, gelir
misin benimle?
İstersen, aramızda olan
nikah bağını,
Çözelim de, serbest ol,
söyle son meramını.)
Dedi: (Allah korusun, ne
için ayrılayım?
Sen nereye gidersen, ben
dahi yanındayım.
Sana hizmetçi olmak, en
büyük şeref bana.
Gidelim beraberce,
Beytullah'ın yoluna.)
Daha sonra ikisi, hac
yoluna çıktılar.
Bazı âlimler ile görüşüp
tanıştılar.
İmam-ı azamın da
katılıp derslerine,
Çok şeyler öğrenerek,
feyiz kattı feyzine.
Az zamanda yetişip, oldu
âlim ve veli.
Sohbeti, dinleyene oldu
çok faideli.
Arafat meydanında, o,
bir gün duruyordu.
Vakfe için toplanan
halkı seyrediyordu.
Baktı ki, müslümanlar
yalvarıp inliyorlar.
Hepsi, Hak teâlâdan
mağfiret diliyorlar.
Dedi ki: (Ya Rabbi, sen,
kerimler kerimisin.
Bu kulların hepsini, sen
affedebilirsin.
Senin, bu insanların
tamamını affetmen,
Kolaydır, bir zenginin
bir lira vermesinden.
Senin af hazinenin,
yoktur ki nihayeti.
Eksilmez affetsen de,
bilcümle bu ümmeti.)
O, böyle düşünürken, bir
ses duydu gaibden.
Diyordu ki:
(Ey Fudayl, öyleyse
üzülme sen.
Senin bu hüsn-ü zannın
hürmetine, ben dahi,
Bu hüccacın hepsini,
affettim bizatihi.) |