|
62 - FUDAYL BİN İYAD
(Rahmetullahi Aleyh)
Taşlar altın oldu
O yahudi, hakkını helal
eylemeyince,
Buna, hazret-i Fudayl
kederlendi bir nice.
Zira çok korkuyordu kul
borcuyla ölmekten.
Hem de zevk alıyordu,
borcunu ödemekten.
O helal etmeyince, düştü
büyük bir derde.
Zira nasıl giderdi o
borçla ahirete?
Yahudi, zor duruma
sokmak için Fudayli,
Olmayacak, zor işler
teklif etti bir hayli.
Dedi ki: (İstiyorsan
benimle helallaşmak,
Şu kayalık tepeyi,
dümdüz eyle kazarak.)
Fudayl razı oldu ve bir
yerden buldu kazma.
Ve başladı o dağı ihlas
ile kazmaya.
Bu ihlas ve azimle işe
başladığından,
Hak teâlâ, Fudayl'e
yardım etti fadlından.
Seher vakti bir rüzgar,
Allah'ın izni ile,
Esince, o tepeden
kalmadı bir iz bile.
Yahudi bunu görüp, dona
kaldı hayretten.
İşte bu hal, kalbine nur
saldı hidayetten.
İnsaf edip dedi ki: (Sen
şimdi beni dinle.
Benden bir avuç altın
almıştın ya vaktiyle,
Ben yemin etmiştim ki:
Onları, bana Fudayl,
Vermedikçe, hakkımı
etmeyeceğim helal.
Şu yastığın altına,
altın koydum az önce.
Onları oradan al, bana
getir öylece.
O bir avuç altını getir
ki bana derhal,
O takdirde hakkımı,
edeyim sana helal.)
Çakıl taşı koymuştu
yastığının altına.
Merak ediyordu ki,
dönecek mi altına?
Fudayl, yastık altına
uzanınca eliyle,
O taşlar, altın oldu
kudret-i ilahiyle.
Yahudi, avcundaki altın
olan taşları,
Görünce, gözlerinden
aktı sevinç yaşları.
Kalbinde, iman nuru
başladı parlamaya.
O artık hazır idi, halis
mümin olmaya.
Kalkıp ona sarıldı ve
dedi ki: (Ey Fudayl!
Sende ne hakkım varsa,
hepsini ettim helal.
Müslüman olmam için,
anlat bana dinini.
Ben de sana diyeyim,
işin hakikatini.)
Bu sefer Fudayl şaştı
yahudinin haline.
Dedi ki: (Söyle peki,
işin hakikati ne?)
Dedi: (Okumuştum ki
Tevratta önceleri,
Günahına, halisen tövbe
ederse biri,
Alameti şudur ki, taşı
tutsa eliyle,
Taş altına çevrilir,
kudret-i ilahiyle.
Çakıl taşı koymuştum,
ben de yastık altına.
Taşlar, senin elinde,
dönüverdi altına.
Seni imtihan için
yapmıştım bu işi ben.
Pâk oldu kalbim şimdi,
şu küfür pisliğinden.
Anladım ki, hak imiş
senin dinin Vallahi.
Ayrıca samimi ve
halismiş tövben dahi.) |