|
43 - KA'B-ÜL AHBAR
(Rahmetullahi Aleyh)
Bela ve nimet
Tabiin-i izamdan, çok
büyük bir âlimdir.
Nasihatleri ile, herkesi
etti tenvir.
Derdi ki: (Bir kulunu,
severse Hak teâlâ,
O kuluna, dünyada
gönderir dert ve bela.
Geldikçe o kimseye, dert
ile musibetler,
O, Rabbine daha çok
yalvarır, dua eder.
Allah da, ister onun,
hep dertli olmasını.
Zira onun, çok sever
böyle yalvarmasını.
Üzse de onu böyle, dünya
mihnetleriyle,
Cennetteki yerini,
yükseltir böylelikle.
Kâfir kuluna dahi, verir
türlü nimetler.
Lakin o, daha fazla
şımarır, isyan eder.
Verir O, münkirlere her
türlü isteğini.
Zira duymak istemez, bu
kulların sesini.
Derdi ki: (Peygamberler,
düşseydi bir belaya,
Hemen şükrederlerdi
Allahü teâlâya.
Sıkıntı olmayınca,
üzülürlerdi ki hep,
Hak teâlâya karşı, ne
kusur ettik acep?)
Lokman Hakim, oğluna,
ederdi ki nasihat:
(Namazı vaktinde kıl,
aksatma sakın evlat.
Nasıl ki her binayı
tutan bir direk vardır,
Namazın da dindeki yeri,
bunun aynıdır.
Siz, hanelerinizi,
nurlandırın namazla.
Zira namazdan üstün, bir
taat yoktur asla.)
Buyurdu ki: (Bir mümin,
ederse eğer vefat,
Sarar hep etrafını,
namaz, oruç, hac, zekat.
Azap yapmak istese,
melekler ona eğer,
Namaz karşı çıkarak, onu
müdafa eder.
Der ki: (Bu, namaz kıldı
beş vakit muntazaman.
Ben de azap yaptırmam bu
kula hiç bir zaman.)
Melekler, baş ucundan
gelse azab etmeye,
Bu sefer de, orucu karşı
çıkar meleğe.
Der ki: (Çok oruç tuttu
bu kimse, Allah için.
Ona azap yapmaya,
veremem size izin.)
Azap melaikesi gelse sağ
cihetinden,
Bu sefer hac ve cihad,
karşı çıkarlar hemen.
Soldan gelirse eğer,
sadaka der: (Çekilin!
Çok sadaka vermiştir
zira bu, Allah için.)
Azap melaikesi, ona azab
etmeye,
Bir yol bulamayınca,
mecbur olur gitmeye.
Ve der ki: (Müjde sana,
yapmışsın hayli taat.
Öyleyse mezarında, ol
müsterih ve rahat.)
Rahmet melaikesi, sonra
gelir yanına.
Cennetten yaygı alıp,
sererler mezarına.
Sonra genişletirler o
kimsenin kabrini.
O, seyreder mezardan
Cennetteki yerini.
Cennetten bir de ışık
getirirler kabrine.
Kurtulur karanlıktan, ta
kıyamet gününe.) |