|
38 - EBÜL ABBAS EL BASİR
(Rahmetullahi Aleyh)
Peksimet, tuz, limon
Ebül Abbas, kutbu ve
gavsı idi zamanın.
Hem de üstadı idi, bir
kısım evliyanın.
Mekkeye yaya gidip,
ederken haccı eda,
Başka bir veli ile
karşılaştı orada.
O gün, Ebül Abbasa
sordu ki öbür veli:
Ziyaret ettiniz mi daha
önce Kâbeyi?
Buyurdu: (Öyle kullar
yaratmıştır ki Allah,
Onların etrafını, tavaf
eder Beytullah.)
O böyle buyurunca, baktı
ki o veli zat,
Kâbe, etraflarında
dönüyor tam o saat.
Ehemmiyet vermezdi
dünyaya bu evliya.
Peksimet, tuz ve limon
yer idi ekseriya.
Talebesine dahi, böyle
emir verirdi.
Onlara da, sadece
bunlardan yedirirdi.
Başka bir evliya da
vardı ki o yakında,
Bu babtaki adeti,
başkaydı o zatın da.
O, tatlı ve lezzetli
yiyecekler yiyordu.
Talebesine dahi, böyle
yediriyordu.
Ebül Abbas Basirin
dergahında bulunan,
Talebeden bazısı,
haberdar oldu bundan.
Dediler: (Yediğimiz,
peksimet, limon ve tuz.
Bu üçünden başkaca,
yemek yiyemiyoruz.
Halbuki o dergahta
okuyan talebeler,
Yiyorlar her gün onlar,
tatlı, yağlı yemekler.
Biz buradan ayrılıp, o
dergaha gidelim.
Biz dahi, onlar gibi
güzel yemek yiyelim.)
Bunlar on kişi olup,
böyle karar aldılar.
Ve kalkıp, bu niyetle o
dergaha vardılar.
Ve lakin o dergahta
bulunan evliya zat,
Niyetlerini bilip,
etmedi hiç iltifat.
Talebeden birine, verdi
ki şöyle emir:
(Git, biraz peksimetle,
hem limon ve tuz getir!)
Talebe (Peki) deyip, ifa
etti emri tam.
Peksimet, tuz ve limon
getirip etti ikram.
Hayret içerisinde kalıp
o talebeler,
Hata ettiklerini
anladılar bu sefer.
Kendi aralarında
toplanarak bir daha,
Dediler: (Biz dönelim,
yine bizim dergaha.)
Mahcup halde geriye
dönünce onlar yine,
Ebül Abbas, bir tuğla
alıp verdi birine.
Buyurdu ki: (Al bunu,
kuyumcuya götür sat.)
O, tuğlayı alınca altın
oldu o saat.
Götürüp, bin dinara
satarak o tuğlayı,
Dönüp, üstadlarına
teslim etti parayı.
Hocaları onlara, yüzer
dinar vererek,
Buyurdu: (Bunu alıp,
eyleyin bu yeri terk.
Zira biz, dünya ile
fazla ilgilenmeyiz.
Yemek düşkünleriyle, hiç
sohbet eylemeyiz.)
Onlar çok üzülerek ve
pek çok yalvararak,
Dediler ki: (Efendim,
hata ettik muhakkak.
Biz, o yaptığımıza, çok
üzgün ve pişmanız.
Sizin sohbetinizi
istiyoruz biz yalnız.)
Ebül Abbas, onlara
merhamet etti yine.
Affedip, kabul etti
tekrar sohbetlerine. |