|
31 - ABDÜLAZİZ DİRİNİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Çok mütevazı idi
Evliyanın büyüğü,
Abdülaziz Dirini,
Yayıp kuvvetlendirdi
Allahın bu dinini.
Binikiyüzonaltı yılında doğan bu zat,
Yetmişdokuz
yaşında, Mısırda etti vefat.
Güleryüz,
tatlı dille mümtaz idi bilhassa.
Hiç kimsenin kalbini
incitmezdi o asla.
O, halini herkese etmezdi
fazla izhar.
Bir gün onu, dışarda gördü
bazı insanlar.
Gayr-i müslim bir kimse
zannedip kendisini,
İstediler onun da imana
gelmesini.
Dediler ki: (Ey kişi,
kelime-i şehadet,
Söyle ki, senin olsun
ebediyen saadet.)
O dahi (Peki) deyip,
şehadet söyleyince,
Büründü ordakiler bir
sürur ve sevince.
Müslüman yaptık diye
gayr-i müslim birini,
Kadıya götürdüler bu
islam âlimini.
Dediler: (Şehadeti oku ki
orada da,
Müslüman olduğunu öğrensin
o kadı da.)
Kadı ise, bu zatı tanırdı
gayet iyi.
Ayakta karşıladı gelince
bu veliyi.
Büyük hürmet gösterip,
dedi: (Safa geldiniz!
Hemen ifa edelim, var ise
bir emriniz.)
Sonra, o insanları sorup
bu evliyaya,
Dedi di: (Bu insanlar,
niçin geldi buraya?)
Buyurdu: (Bilmiyorum,
bunlar beni görünce,
Kelime-i şehadet okuttular
ilk önce.
Sonra da beni alıp, buraya
getirdiler.
Bilmem ki, onlar beni acep
ne zannettiler?)
Onlar da hakikati
anlayınca nihayet,
Onun tevazuuna eylediler
çok hayret.
Bu velinin sevdiği bir
kimse vardı yine.
Sık sık, onu görmeye
gidiyordu evine.
O dahi yedirmeden
göndermezdi onu hiç.
Bir gün de gittiğinde
ikram etti bir piliç.
Abdülaziz Dirini, onun bu
ikramına,
Gayetle memnun olup, çok
dua etti ona.
Bir daha geldiğinde ona bu
zat-ı kiram,
Yine bir piliç kesip,
eyledi ona ikram.
Ve lakin zevcesinin
burkuldu biraz içi.
Ona, fazla bulmuştu
kesilen o pilici.
Onun büyüklüğünü iyi
bilmediğinden,
O gün, ister istemez,
şöyle geçti kalbinden.
Dedi ki: Bu nasıl iş,
anlamadım bunu hiç.
O kim ki, her gelişte
kesiliyor bir piliç?
Halbuki bana kalsa, kâfi
gelir bir çorba.
Niçin ona, çok rağbet
gösteriyor acaba?
Ve lakin o esnada
Abdülaziz Dirini,
Bildi onun kalbinden böyle
geçirdiğini.
O pilici yemeyip, dua etti
kalbinden.
O an piliç canlanıp,
odadan çıktı hemen.
Buyurdu ki: (Hanımın, dert
etmesin bunu hiç.
Bize çorba kâfidir, onun
olsun bu piliç.)
Hanım dahi görünce pilicin
geldiğini,
Anladı o velinin büyük
kerametini.
Öyle düşündüğüne pişman
oldu pek fazla.
Bu Allah adamına tâbi oldu
ihlasla.
Anladı ki Allahın
dostudur bu veliler.
Kalpten geçenleri de,
gayet iyi bilirler.
|