|
31 - ABDÜLAZİZ DİRİNİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Edep nedir?
Abdülaziz Dirini, (Adab)
risalesinde,
Şunları yazmaktadır
(İlim-edep) bahsinde:
(İslam âlimlerimiz, şöyle
buyurdu ki hep:
Her insana, evvela,
lazımdır ilim, edep.
Sahabe-i kiram da,
huzurunda Resulün,
Edep ve huşu ile otururdu
büsbütün.
Başları önlerinde, gayet
sakin ve sessiz,
Edeple dururlardı, hem de
hiç hareketsiz.
Öyle ki, ağaç sanıp,
kuşlar o kimseleri,
Gelip, üzerlerine
konarlardı ekseri.
Talebe, hocasını, hem de
can kulağıyle,
Dinleyip, her emrini
yapmalıdır ayniyle.
Hocasına, her zaman dua
edip talebe,
Hak teâlâ indinde, bulur
yüksek mertebe.
Tasavvufun esası, edepten
ibarettir.
Edep, insanlar için bir
manevi ziynettir.
Ne kadar çok olsa da
insanda hal ve makam,
Hiç birisi, edebin yerini
tutamaz tam.
Edebin bir tarifi, itiraz
etmemektir.
Büyüklerin emrine, hemen
(Peki) demektir.
Allah’ın emrine de, her
kim tam tâbi ise,
Dinde edep sahibi olmuş
olur o kimse.)
Yine o buyurdu ki: (İslama
hizmet için,
Çalışırken, kalbini
kırmayın hiç kimsenin.
Kâfirin de kalbini kırmak
yoktur bu dinde.
Bu, çok fena bir iştir Hak
teâlâ indinde.
Ve hatta gönül yıkmak,
Kâbe’yi, yetmiş defa,
Yıkmanın günahından,
fazladır kat kat daha.
Nazik, kibar olmaya gayret
edin her zaman.
Kaçının titizlikle, kavga,
münakaşadan.
Zira bunun sebebi, kibir
ile öfkedir.
Bunlar ise, insanın asıl
felaketidir.)
Yine o buyururdu ki:
(Emr-i maruf sevabı,
Öyle çok fazladır ki,
yoktur haddi hesabı.
Dağ kadar çok altını,
sadaka verse insan,
Yine azdır, bir altın
zekatın sevabından.
Dağ kadar altın zekat
vermenin sevabı da,
Hiç kalır, emr-i maruf
sevabının yanında.)
Yine o buyurdu ki: (Mühim
olan, kalp ve iç.
Zira Allah, kulunun
zahirine bakmaz hiç.
İnsanlar süslüyorlar,
dışını, zahirini.
Halbuki görür Allah, onun
bozuk halini.
Hatta bozuk niyetle yapsa
da çok ibadet,
Hak teâlâ indinde, bulamaz
yine rağbet.
Zira Allah, sadece amele
bakmaz asla.
Bakar ki, o ameli yapmış
mıdır ihlasla?)
|