|
30 - ABDÜLVEHHAB-I
ŞA'RANİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Gaibden bir el
Şerefüddin
bin Emir adında bir müslüman,
kendisi anlatır ki: Hasta
oldum bir zaman.
Ağrıların şiddeti, gün be
gün artıyordu.
Artık öyle oldu ki,
dayanılamıyordu.
Ve şöyle düşündüm ki:
Galiba bitti ömrüm.
Ve bu hastalık ile, vaki
olur ölümüm.
Zira hiç kalmamıştı
takatim bu ağrıya.
Nihayet o günlerde, gördüm
şöyle bir rüya:
Çok büyük bir nehirde
görüyorum kendimi.
Lakin sürüklüyordu o sular
bedenimi.
Hem de, az ileride vardı
ki bir çağlayan,
Param parça olurdu, kim
düşseydi oradan.
Şelaleye iyice yaklaşınca
nihayet,
Başladım titremeye,
görünmüştü felaket.
Çağlayanın başına, tam
gelince, aniden,
Bir el, beni tutarak
kenara çekti birden.
(Bu el, kimin elidir?)
diye bir baktığımda,
İmam-ı Şa’rani’yi
görüverdim yanımda.
Tebessüm ediyordu, ben
uyandım birazdan.
Baktım ki, hiçbir eser
kalmamış o marazdan.
O büyük evliyanın manevi
yardımıyle,
Hastalıktan, bir anda
kurtuldum tamamiyle.
Sa’düddin
Sanadidi adında meşhur biri,
Vardı ki, sevmez idi
İmam-ı Şa’rani’yi.
Hakkında uydurulan asılsız
beyanata,
Aldanıp, su-i zanda
bulunurdu bu zata.
O zamanlar Tanta’da,
Seyyid Ahmed Bedevi,
Kabrinde, senede bir,
mevlid düzenlenirdi.
Bir çok memleketlerden,
sevenler, akın akın,
Mevlid cemiyetine
gelirlerdi bu zatın.
İmam-ı Şa’rani de, herkes
gibi, bu sene,
Gelmiş idi, bu büyük
mevlid cemiyetine.
Onu, kötü olarak bilen o
salih kişi,
İyi karşılamadı malesef bu
gelişi.
Dedi ki: (Şöyle şöyle
halleri var ki onun,
Bu kutsal cemiyete gelmesi
olmaz uygun.)
O velinin şanına
yakışmayan bir nice,
Sözler sarfettiyse de,
rüya gördü o gece.
Baktı ki, Resulullah,
gösterip çok muhabbet,
İmam-ı Şa’rani’yi övüyordu
begayet.
Hatta onu, sevgiyle
bağrına basmış idi.
O, bu hali görünce,
şaşırıp aklı gitti.
Varmak istediyse de
Resulün huzuruna,
Ve lakin hiç iltifat
etmedi Resul ona.
Uykudan uyanınca, anladı
hatasını.
Düzeltti ona olan fena
itikadını.
Ve hemen huzuruna giderek
o büyüğün,
Talebesi olmakla,
şereflendi aynı gün.
|