|
30 - ABDÜLVEHHAB-I
ŞA'RANİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Çok ilim sahibiydi
Abdülvehhab
Şarani, çok büyük bir
veliydi.
Şanının yüksekliği, her
halinden belliydi.
Çok uzak diyardaki bir
talebeyi, şayet,
Kalbi ile yanına etseydi
eğer davet,
O talebe, anında muttali
olup buna,
Kalkıp, kısa zamanda
gelirdi huzuruna.
Abdülvehhab
Şarani, çok ilim
sahibiydi.
Hak sözü tanımada,
mihenk taşı gibiydi.
Her hangi konuşmada,
veyahut bir yazıda,
Olan yanlış sözleri,
ayırırdı anında.
Doğrular arasında,
yanlışlar, ona sanki,
Ruhsuz ve ölü gibi
görünürdü filvaki.
Onun ikram ettiği
yemekler de, bu minval,
İhsanı ilahiyle
çoğalıyordu derhal.
Bir gün, ondört misafir
gelmişti hanesine.
Sadece bir tek ekmek
ikram etti hepsine.
Bereket ihsan etti,
ekmeğe cenab-ı Hak.
Ondört kişi yedi ve
doydular tam olarak.
Abdülvehhab
Şarani, bir veli
türbesine,
Ziyaret maksadiyle,
gidip girdi içine.
Virane, terk edilmiş
halde idi bu mezar.
Dolaşırdı orada,
korkunç, büyük yılanlar.
Vakit de gece idi o yere
vardığında.
Yatıp uyuyuverdi, o
mezarın yanında.
Yılanlar, etrafında
dolaştılar, durdular.
Lakin kılına bile, asla
dokunmadılar.
O koca yılanları, o dahi
görüyordu.
Kalbine, zerre kadar bir
korku gelmiyordu.
Sabahleyin, bu hali
öğrenince cümle halk,
Şaşkına döndü hepsi, çok
hayrette kalarak.
Dediler: (Bu zehirli
yılanlardan, biz gayet,
Korkup da, bu türbeyi
edemezdik ziyaret.
Siz, nasıl bu virane
yere gidip yattınız?
Zehirli yılanlardan,
nasıl da korkmadınız?)
Buyurdu: (Hak teâlâ,
irade etmedikçe,
Onlar, bana bir zarar
yapamazlar zerrece.
Sonra, bir kul, Rabbine
ederse tam itaat,
Ona da tâbi olur,
dünyada her mahlukat.
Ve ibadet ederse, kul,
Rabbine ihlasla,
Hiçbir zarar yapamaz bir
mahluk ona asla.
Her ne ki emrettiyse
kullara cenab-ı Hak,
Onlara, titizlikle
uymalıdır muhakkak.
Birinci vazifesi, budur
ki her müminin,
Her şeyden daha önce,
etmeli bunu temin.
Eğer kulun bu işte, olur
ise ihmali,
Yarın mahşer gününde,
zor olur onun hali.
Çünkü emre yapışıp,
haramlardan ictinab,
Farzdır ki, her müminin
uyması eder icab.) |