|
30 - ABDÜLVEHHAB-I
ŞA'RANİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Keramet sahibiydi
Seyyid
olup, Resulün kerim
evladındandır.
Kerametler sahibi, büyük
bir evliyadır.
Büluğa
ermediği çocukluk
zamanında,
Hatmederdi Kur'anı, bir
gece namazında.
Anlayışı, zekası, öyle
fazla idi ki,
Çok geçmeden, ilimde
eyledi çok terakki.
Ne kitap okutsaydı
hocaları kendine,
Onu, kısa zamanda alırdı
ezberine.
Böylece genç yaşında,
ilm-i fıkıh ve hadis,
Üzerinde, büyük bir âlim
oldu emsalsiz.
Tasavvuf yolunda da çok
çalışıp o yine,
Bir çok evliyaların,
kavuştu himmetine.
Aliyyül
Havvastır ki, bunlardan
bir tanesi,
Ondan feyiz alarak,
yükseldi derecesi.
Talebeler, her yandan,
demeyip uzak yakın,
Bu zatın derslerine
geldiler akın akın.
Onlara hem zahiri, hem
batıni bilgiler,
Verip, yetiştirirdi
hepsini birer birer.
Biri ona, su-i zan
etseydi eğer biraz,
Rüyasına girerek, ederdi
onu ikaz.
O bozuk düşünceden,
kurtarıp onu bizzat,
Cehennemde yanmaktan,
ederdi böyle azad.
Abdülvehhab
Şarani, kutubtu
zamanında.
Hürmetine, belalar
kalkıyordu anında.
Kimin bir sıkıntısı
olsaydı ins ve cinden,
Yetişip kurtarırdı, onu
o dert içinden.
Bir gün, cinniler gelip
mübarek huzuruna,
Bazı şeyler sordular,
dini mevzuda ona.
İtikad
üzerine, yetmişbeş
sualdi tam.
Birisi izin alıp, dedi:
(Ey Şeyhül islam!
Bunları bilemiyor bizim
âlimlerimiz.
Bir cevap buyurun da,
öğrenelim hepimiz.)
Abdülvehhab
Şarani, herbirine bir
cevap,
Yazarak, telif etti
onlar için bir kitap.
Hak teâlâ, bu zata
etmişti çok şey ihsan.
Korkmazdı yılan, akrep,
veyahut bir timsahtan.
Şöyle anlatılır ki: Bir
gün niyet eyledi.
Merkebine binerek
Pordsaide giderdi.
Bir nehrin kıyısında
giderken merkebiyle,
Nehirde, yedi timsah
gelirdi o veliyle.
Öküz büyüklüğünde idi ki
her bir hayvan,
Takib
ediyorlardı bu veliyi
ardından.
Onu, merkeb üstünde
görür görmez o gün halk,
Onu yutarlar diye,
bağırdılar korkarak.
O ise, hiç korkmadan
inerek merkebinden,
O koca timsahların
yanına gitti hemen.
Hayvanlar onu görüp,
kaçtılar bir tarafa.
İnsanlar şahit olup,
sevindiler bu defa. |