|
23 - ŞAH ŞÜCA-İ KİRMANİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Damat aramak
Şah Şüca-i Kirmani,
devrinin evliyası.
Allahü teâlâdan, pek çok
idi hayası.
Çok saliha bir kızı
vardı ki bu velinin,
En güzel kızı idi, hem
de Kirman ilinin.
Bu kıza, çok kimseler
talip oldular, fakat,
Babası, hiç birine
etmedi muvafakat.
Üç gün mühlet isteyip,
dolaştı camileri.
Aradı kızı için, ahiret
ehli biri.
Düşündü: Öyle biri
olmalı ki bu damat,
Dünyalığı olmasın,
takvası olsun fakat.
Rastladı bir camide,
namaz kılan bir gence.
Cezbetti
onun hali kendisini
hemence.
Tadil-i erkan ile
kılıyordu o namaz.
Uzaktan, gıpta ile
seyretti onu biraz.
Namazı bitirince,
yaklaştı ona derhal.
(Evladım, evli misin?)
diyerek etti sual.
O, (Bekârım) deyince,
buyurdu ki: (Baksana!
Eğer kabul edersen, bir
teklifim var sana.
Takva ehli, çok güzel,
hem de sahib-i edep,
Bir kız olsa, onunla
evlenir miydin acep?)
Dedi ki: (Evlenirdim,
lakin bir şey diyeyim.
Bana kim kız verir ki,
yok dünyalık bir şeyim.
Şu anda, üç dirhemim var
sadece yanımda.
Evlensem, sabreder mi bu
hale o hanım da?
Çekmeli benim gibi, o da
her meşakkati.
Olmamalı gönlünde, hiç
dünya muhabbeti.
Var mıdır böyle bir kız,
benimle evlenecek?
Olsa da, öyle kızı,
kimdir bana verecek?)
Buyurdu ki: (Tam öyle
bir kızım var ki benim,
Onu, sana vermektir
benim asıl niyetim.
O dahi, senin gibi,
takva ehli biridir.
Bilhassa bu dünyaya,
sevgisi yok gibidir.)
O genç kabul etti ve
yapıldı düğün dernek.
Genç, önceden almıştı
eve kuru bir ekmek.
O kız bunu görünce,
hayret etti bir nice.
(Bu ekmek ne olacak?)
diye sordu o gence.
Dedi ki: (Bu ekmeği,
yarın yememiz için,
Bu günden ayırdım ki,
müsterih olsun için.)
Kız dedi ki: (Buna hiç
lüzum yoktu Vallahi.
Bu günkü rızkı veren,
verirdi yarın dahi.
Hem ekmek ayırırsak
akşamdan sabaha biz,
Allaha tevekkülden,
bahsedebilir miyiz?
Halbuki babam bana
demişti ki: Evladım!
Seni ben, zühd sahibi
birine nikahladım.
Senin halin, uymuyor
babamın dediğiyle.
Meğer ben evlenmişim,
dünya ehli biriyle.
Ya bu ekmek çıkmalı bu
evden, yahut da ben.
Zira hiç böyle olmaz
Hakka tevekkül eden.)
Genç, o kuru ekmeği
vererek fukaraya,
Sevinip, şükreyledi
Allahü teâlâya.
İşte birbirlerinden
üstündü böyle onlar.
Evlenip, ikisi de oldu
mesut, bahtiyar.
Kul, dünyadan kaçtıkça,
bulur rahat ve huzur.
Tecrübe edilmiştir,
değişmez ölçü budur. |