|
22 - MUHAMMED BİN ESLEM
(Rahmetullahi Aleyh)
Sen kulları seversen,
Allah da seni sever.
(Kelam-ı kibar)
Azap çok çetin
Muhammed bin Eslem ki,
evliya-yı kiramdan.
Pek ziyade kaçardı
şüpheli ve haramdan.
Riyadan da çok fazla
sakınırdı kendini.
Hep gizli yapıyordu gece
ibadetini.
Allah için ağlayıp, yaş
dökerdi gözünden.
Rabbinden çok korktuğu,
okunurdu yüzünden.
Yemezdi başka bir şey,
arpa ekmeği hariç.
Devamlı hüzünlüydü,
kahkaha etmezdi hiç.
Nişabura gelmişti, bir
işini görmeye.
Koşuştu herkes ondan bir
şeyler dinlemeye.
Sohbetini dinleyen
insanlardan, nihayet,
Tam ellibin kişiye,
nasib oldu hidayet.
Abdullah bin Tahir ki,
Horasan valisiydi.
Çok güzel, yakışıklı,
nur yüzlü birisiydi.
Bir ara, Horasandan
gitmişti Nişabura.
Halk, onu görmek için,
dökülmüştü yollara.
Kendisini görmeye
gelince hep ahali,
Sonunda, bir hususu
merak etti bu vali.
Dedi: (Beni görmeye, bu
gelenlerden hariç,
Tanınmış kimselerden,
gelmeyen kaldı mı hiç?)
Dediler ki: (Gelmeyen,
iki zat kaldı ki hem,
Bunlar, Ahmed ibni Harb
ve Muhammed bin Eslem.)
(Ne için gelmediler?)
diye sordu o vali.
Dediler: (Bu ikisi,
âlimdir hem de veli.
Allah adamıdırlar,
ibadet ederler hep.
Rablerinden gayriyi,
etmezler asla talep.
Halk ile ilgileri
olmuyor pek o kadar.
Dünya adamlarıyla
olmazlar alakadar.)
Vali dedi: (Öyleyse biz
gidelim onlara.)
Gittiler beraberce, İbni
Harbe evvela.
O, valiyi görünce,
buyurdu ki: (Evet siz,
İşittiğimizden de daha
güzelmişsiniz.
Duymuştum simanızın çok
güzel olduğunu.
Şimdi de hakk-ul yakin
gördüm ve bildim bunu.
Şimdi, size yakışan
şudur ki, güzelsiniz.
Bunu, günah kiriyle
sakın kirletmeyiniz.
Nice güzel yüzlüler
vardır ki böyle işte,
Günahı sebebiyle,
yanacaktır ateşte.)
Abdullah bin Tahire,
İbni Harbın sözleri,
Öyle tesir etti ki,
yaşla doldu gözleri.
Oradan da, Muhammed bin
Eslemin evine,
Gittiyse de, o kapı
açılmadı kendine.
Dedi ki: (Ya ilahi, ben
günahkâr bir kulum.
O ise, çok sevdiğin bir
zattır, biliyorum.
Biz, dünyaya bulaştık,
o, dünyadan kaçtı hep.
Onun yükselmesine, bu
oldu zaten sebep.
Ben onu, senin için
seviyorum pek fazla.
Hizmetçisi olmaya, layık
değilim asla.
Onun hürmeti için, ya
Rabbi affet beni.
Nasib et, işiteyim tek
bir nasihatini.)
Cuma namazı için çıkar
çıkmaz evinden,
Kapıda bekliyordu, öptü
iki elinden.
Buyurdu ki: (Ey vali,
öleceksin sen dahi.
Hiç günah işleme ki,
azap çetin Vallahi.
Her ne ki işlediysen
dünyada sevap, günah,
Hepsinin hesabını,
soracak senden Allah.
Bakmazlar ahirette,
senin valiliğine.
Hesabı veremezsen, yazık
olur kendine.) |