|
20 - EBU OSMAN-I HAYRİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Biz ateşe layıktık
Ebu
Osman-ı Hayri, devrinin
bir tanesi.
İnsanları ateşten
kurtarmaktı gayesi.
Hocası Ebu Hafsa
gittiğinde ilk defa,
Buyurdu ki: (Evladım,
çok gençsin henüz daha.
Talebelik yapmayı çok
istiyorsun, fakat,
Küçük olduğun için,
edemem muvafakat.)
Bu cevabı alınca, üzüldü
için için.
Çekildi arka arka
huzurdan çıkmak için.
Zira çok istiyordu ilim
tahsil etmeyi.
Ve hiç istemiyordu,
dönüp geri gitmeyi.
Düşündü ki: Şurada,
kapının eşiğine,
Bir çukur kazayım da,
gizleneyim içine.
Ta ki beni yanına
çağırıncaya kadar,
O çukurun içinde,
bekleyeyim bir miktar.
Anladı Ebu Hafs da bu
halis niyetini.
O gün, talebeliğe kabul
etti kendini.
Yumuşak, güler yüzlü idi
umumiyetle.
Herkese davranırdı,
şefkat ve merhametle.
Gördü bir gün bir genci,
hem de sarhoş olarak.
Elindeki sazıyla,
giderdi sallanarak.
Genç, bu zatı görünce,
mahcup oldu pek fazla.
Zira yakalanmıştı
elindeki o sazla.
Üzüldü, çok utandı o
andaki haline.
Gizlemeye çalıştı o sazı
eteğine.
Ve aniden görünce
Hakkın bu velisini,
Azarlayacak sandı bu
yüzden kendisini.
Lakin o, merhametle
nazar etti o gence.
Hatta ona, içinden dua
etti hemence.
Ve buyurdu: (Evladım,
çekinme sakın benden.
Zira benim günahım,
fazladır seninkinden.
Ve lakin Rabbimizin
merhameti sonsuzdur.
Halis tövbe edince,
günahlar affolunur.)
Bu olgun davranışı görür
görmez bu zattan,
Derhal sazı kırarak, el
çekti her günahtan.
Bir genç talebesi de,
uyup arkadaşlara,
Hocasının dersine,
gitmez oldu bir ara.
Lakin o, bu halinden
üzgün ve mahcuptu pek.
Bu yüzden, üstadına
istemezdi görünmek.
Bir gün, karşılaştılar
bir yolda hocasıyla.
Azarlayacak diye, üzüldü
fazlasıyla.
Lakin o buyurdu ki:
(Nerelerdesin acep?
Kaç günlerdir gözlerim,
seni aramakta hep.
Beraberce gezdiğin o
kötü arkadaşlar,
Sana, arslandan fazla
zararlıdır aşikâr.
Bizlerden ayrılma ki,
olursun yoksa harap.
Sana, bizden gayrısı,
olmasın dost ve ahbap.)
O da, bu merhametli
sözleri duydu ondan.
Derhal tövbe ederek,
kurtuldu kötü yoldan.
Bir gün de, talebeyle
giderlerken bir yere,
Yukardan (kül) döküldü
başına birden bire.
Meğer ki pencereden,
aşağı bakmaksızın,
Bir kadın, mangalını
döküvermiş ansızın.
Talebeler kızdılar,
hocaları adına.
Söylenmek istediler külü
döken kadına.
Buyurdu ki: (Lüzum yok
asla sinirlenmeye.
Biz zaten layık idik
böyle muameleye.
Hatta kızgın ateşe layık
iken halimiz,
Acıyıp, soğuk küle
tebdil etti Rabbimiz.) |