|
17 - AHMET BİN HARP
(Rahmetullahi Aleyh)
Nasıl rahat uyunur?
Ahmet bin Harp vardı ki,
Allah adamlarından.
Şiddetle kaçınırdı, her
günah ve haramdan.
Rabbine, gece gündüz
yapardı çok ibadet.
Günah işlememeye, ederdi
sayü gayret.
Ömründe, hiçbir gece
uyumadı tamamen,
Bunu soranlara da, şöyle
derdi cevaben:
(Bir kul ki var önünde,
ya Cehennem, ya Cennet,
Ya ebedi azaplar, ya da
sonsuz saadet.
Ölünce, hangisine
gidecek, yok bilgisi.
Bu insanın, yatmakla
olur mu bir ilgisi?
Ateş mi, saadet mi,
henüz belli değildir.
Bu kişi nasıl yatar,
nasıl uyuyabilir?)
Derdi ki: Ey insanlar,
bu toprak, yani bu yer,
İki kısım kimseye,
hayretle nazar eder.
Biri şu kimsedir ki,
gafil olur ölümden.
Rahatça yatar uyur,
ölümü düşünmeden.
Halbuki toprak, ona,
lisan-ı hali ile,
Seslenir ki: (Ey insan,
kulak ver, beni dinle.
Şu rahat yatağına girip
uyursun, lakin,
Bilmezsin ki, süratle
yaklaşıyor ecelin.
Yakında, sen de ölüp
gireceksin içime.
Nazik tenin çürüyüp,
olacak lime lime.
Böyleyken, sen nasıl da
rahatça uyuyorsun?
Bu korkunç hakikati
niçin düşünmüyorsun?)
Öbürü, uğraşır hep
hırsla dünya işiyle,
Bir arazi yüzünden,
hasımdır kardeşiyle.
Lisan-ı hali ile toprak
der ona dahi:
(Ey kişi, sen de bir gün
öleceksin Vallahi.
Zira bu kavgasını
yaptığın arazinin,
Önceki sahipleri
nerdedir, bilir misin?
Hepsi ölüp çürüdü,
almıyorsun hiç ibret.
Senin de akıbetin,
olacak öyle elbet.)
Derdi ki: (Çözemedim şu
garip bilmeceyi.
Birine gündüz dense, o,
hatırlar geceyi.
Ne kadar şaşılır ki,
Cennet denilse ona,
Cehennemin varlığı, hiç
gelmez hatırına.
Halbuki Vallahi var,
Billahi var Cehennem.
Hem de, insanlar için
yanacak ebediyen.)
Buyurdu: (Bir insan ki,
erişmiş kırk yaşına.
Gitmiş gücü kuvveti ve
ak düşmüş saçına.
Hatta hacca da gidip,
Kâbeyi etmiş tavaf.
Buna rağmen gafletten
uyanmazsa, ne tuhaf.
O, hala oyun ile
geçirirse ömrünü,
Ve hiç düşünmez ise
sonunu, ölümünü,
Ne kadar acınacak bir
haldedir o insan.
Eceli yaklaşmış da, o,
hala eder isyan.) |