|
15 - EBÜL HASAN HARKANİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Kutb-u âlem
Talebesinden biri,
gelerek huzuruna,
Dedi ki: (İzninizle
gideyim mi Lübnan'a?
Zira duydum, o yere
uğrarmış Kutb-u âlem,
Gidip onu görürsem, olur
mu istifadem?)
Hiç bir şey söylemeyip,
gitmeye verdi izin.
O dahi çıktı yola, o
Kutbu görmek için.
Günlerce yol yürüyüp,
kalmadı hiç takati.
Lübnana varır varmaz,
gördü bir cemaati.
Bir de cenaze vardı
musalla üzerinde.
Lakin onlar, sessizce
otururdu yerinde.
Bu hal, o talebenin
gitti çok garibine.
Yaklaşıp, şöyle sordu
cemaatten birine:
(Cenaze namazını
kılmazsınız, ne için?
Ve acep sırrı nedir bu
sessiz bekleyişin?)
Dedi: (Kutb-u âlemi
bekleriz bizler şu an.
Sen dahi otur bekle,
teşrif eder birazdan.)
O bunu öğrenince,
sevindi için için.
Çünkü o da gelmişti, o
Kutbu görmek için.
Bir köşeye çekilip,
oturmuş bekler iken,
Birazdan o cemaat,
kalktılar hepsi birden.
O da kalktı ayağa,
şaşkına döndü fakat.
Zira kendi üstadı Ebül
Hasandı o zat.
Dedi: Benim hocammış
beklediğim o kutup.
Ve kendi kendisine
utandı, oldu mahcup.
Bu durum karşısında,
dehşete düştü birden.
Bu halin tesiriyle,
geçiverdi kendinden.
Kendine geldiğinde,
bitmiş gördü işleri.
Üstadı da, namazı
kıldırıp gitmiş geri.
Derhal sual etti ki cami
cemaatine:
(O giden zat, buraya
teşrif eder mi yine?)
Dediler: (Kutb-u âlem,
hemen her gün, beş defa,
Teşrif edip, namazı bu
yerde eder ifa.)
Dedi ki: (Ben de onun
talebesiyim heyhat!
Kutup o olduğunu,
bilmezdim önce fakat.
Duymuştum, Kutb-u âlem
sık gelirmiş bu yere.
Harkan'dan,
ta buraya geldim onu
görmeye.
Ve hatta gelmek için,
almıştım ondan izin.
Lakin şimdi öğrendim iç
yüzünü bu işin.
Ben Kutb'u görmek için,
aştım dağlar tepeler.
Öğrendim ki o Kutup,
hocammış benim meğer.
Şimdi ben ne yapayım,
üzmüş oldum kendini.
Siz şefaat edin de,
affetsin hocam beni.)
Dediler: (Gelir yine,
öbür namaz vaktine.
O gelince, halini arz
edersin kendine.)
Koyuldu beklemeye, çok
perişandı hali.
Az sonra teşrif etti
Ebül Hasan Harkani.
Bin pişmanlık içinde
yanlarına giderek,
Affını talep etti,
halini arz ederek.
Üstadı, eli ile tuttu
onun elini.
O, bir anda Harkan'da
buluverdi kendini. |