|
03 - MUHAMMED BİN HAFİF
(Rahmetullahi Aleyh)
Hüsn-i zan
İki mümin arkadaş vardı
ki bir devirde,
Ziyaret ederlerdi,
evliyayı her yerde.
İbni Hafifin dahi,
evliya olduğunu,
Öğrenip, dediler ki:
(Görelim gidip onu.)
Uzun yollar katedip,
vardılar hanesine.
Ve kapıda sordular, onu
hizmetçisine.
Hizmetçisi dedi ki:
(Yoktur, biraz bekleyin.
Sultanın sarayına
gitmiştir, bir iş için.)
Dediler: (Sübhanallah,
bir yanlışlık var bunda.
Velinin, ne işi var
sultanın sarayında?
Boşa zahmet çekmişiz,
görmek için bu zatı.
Gelmişken dolaşalım,
bari çarşı pazarı.)
Dolaşırken, ilerde bir
terziye girdiler.
Terzinin de, makası
çalınmış o gün meğer.
Terzi, o kimselerden
biraz şüphelenerek,
(Makası siz çaldınız!)
diye feryat ederek,
Hırsızlık suçu ile,
itham etti onları.
Ve tutup, zabıtaya
teslim etti bunları.
Bunları yakalayan
görevli zabıtalar,
Hemence hırsız diye,
sultana çıkardılar.
Sultan dahi düşünüp,
verdi hemen emrini:
Dedi ki: (Hapse atıp,
bağlayın ellerini.)
Sultan, bu talimatı
verirken memurlara,
Muhammed bin Hafif de,
yanındaydı o ara.
Sultana buyurdu ki:
(Yanlış bu kararınız.
Bunlar hırsız değildir,
iyi araştırınız.)
Sultan, İbni Hafifi,
pek fazla seviyordu.
Ve onun sözlerine, çok
kıymet veriyordu.
Onun sözü üstüne,
değiştirdi emrini.
Memurları çağırıp,
çözdürdü ellerini.
İbni Hafif, onlara
buyurdu ki o zaman:
(Hüsn-i zan etmelidir,
her kişiye müslüman.
Biz, asla dünya için
gitmeyiz sultanlara.
Lakin bu işler için,
gideriz ara ara.)
Evliyanın her işi,
muhakkak hikmetlidir.
Bize düşen, onlara, hep
hüsn-i zan etmektir.
Bir gün de buyurdu ki:
(İlahi nur ve feyze,
Mani ve engel olan,
nefistir önce bize.
İnsanın kendisidir,
kendine asıl düşman.
Düşmanı, dışarıda
aramayın siz şu an.
(Ben haklıyım) demeye
başladı mı bir kimse,
Tâbi olmuş demektir, can
düşmanı bu nefse.
(Filan, kötü adamdır)
dediği anda kişi,
Nefsin pençesindedir,
bitmiştir onun işi.
Başkasını suçlamak,
suçların büyüğüdür.
Böyle olan, nefsine
esirdir, değildir hür.
Kendini, başkasından,
daha kabiliyetli,
Göreceğine, insan, kör
olsa daha iyi.
İnsanın ziynetidir,
edep, haya, tevazu.
Zira yüksek yerlerden,
aşağıya akar su.) |