|
03 - MUHAMMED BİN HAFİF
(Rahmetullahi Aleyh)
Niçin çok severmiş?
Muhammed ibni Hafif, bir
tekiydi devrinin.
İki de talebesi var idi
kendisinin.
Ve lakin birisini, daha
fazla severdi.
Her vesile ile de, bunu
belli ederdi.
Talebeler, bu hali, ona
sual ettiler:
(Niçin onu daha çok
seversiniz?) dediler.
Cevaben buyurdu ki:
(Elbette hikmeti var.
Bunu merak edenler,
yarın iyi anlarlar.)
Ertesi gün, dergahta, o
ders anlatıyordu.
Dergahın önünde de, bir
deve yatıyordu.
İbni Hafif, bir süre
dersine ara verip,
Talebeden, herhangi
birisine emredip,
Buyurdu: (Haydi git de
şu devenin yanına,
Kaldırıp, çıkar onu, şu
dergahın damına.)
O, birden durakladı,
düşündü ve dedi ki:
(Efendim, koca deve,
dama nasıl çıkar ki?)
Buyurdu ki: (O halde,
bırak kalsın onu sen.)
Sonra, çok sevdiğine bu
emri verdi hemen.
O, derhal (Peki) deyip,
fırladı dışarıya.
Ve emri yapmak için,
başladı uğraşmaya.
Kaldırabilir miyim? diye
hiç düşünmeden,
Gücünün yettiğince,
başladı işe hemen.
O, böyle kaldırmaya
uğraşırken deveyi,
Çağırdı huzuruna, o
sadık talebeyi.
Sonra da buyurdu ki bu
hali izah için:
(Şimdi kavradınız mı
hikmetini bu işin?
O, emri dinlemedi,
düşündü, durdu biraz.
Ve aklına uyarak, etti
hemen itiraz.
Bu ise, (Peki) dedi, hiç
bir şey düşünmeden.
Koştu emri yapmaya, hiç
itiraz etmeden.
Meleklere mahsustur,
peki ve olur demek.
Ve şeytan sıfatıdır,
hemen itiraz etmek.)
Bir günkü sohbetinde
buyurdu: Ey insanlar!
Rabbimizin bizlere,
sonsuz nimetleri var.
Bu kadar çok nimete,
şükretmek mümkün değil.
Zira aciz kalırlar, bu
işte ağız ve dil.
Bu babta, Hak teâlâ
buyurur ki Kur'anda:
(Size nimetlerimi,
saymak için dünyada,
Ağaçlar kalem olsa ve
denizler mürekkep,
Nimetlerim bitmeden,
denizler biterdi hep.)
Ne görebiliyorsak, yani
şu kainatta,
Ve ne göremiyorsak,
yerde ve gökte hatta,
Hepsi, menfaatine
yaratıldı insanın.
Nasıl kıymet vermiştir
Rabbimiz bize bakın.
İşte Allah, bizlere
böyle kıymet veriyor.
Ve, (Sizi, kendim
için yarattım)
buyuruyor.
Bu kadar nimetlere nail
olan bu insan,
Hiç unutabilir mi,
Rabbini kısa bir an?
Unutursa, ne kadar olur
fena ve çirkin.
Bundan büyük nankörlük
olur mu bir kul için? |