|
20 - ABDULLAH BİN
MÜBAREK
(Rahmetullahi Aleyh)
Benim Sehl’im, benim Sehl’im
Abdullah bin Mübarek âlim ve
evliya zat.
Kararmış, ölü kalpler, onunla
buldu hayat.
Talebesinden biri, Sehl ibni
Abdullah’tı.
Takva sahibi olup, çok mübarek
bir zattı.
Bir sabah derse gelip, dedi ki
gayet üzgün:
(Artık gelmeyeceğim dersinize hiç
bir gün.)
(Ne için?) Buyurunca, dedi ki:
(Bu gün, size,
Gelirken, vuku buldu çok ayıp bir
hadise.
Sizin evin kızları, çıkmış evin
damına,
Gel! gel! diye, işaret
ediyorlardı bana.
Herbiri, Benim Sehl'im! benim
Sehl'im! diyerek,
Beni, kendilerine çağırırdı
gülerek.)
Abdullah bin Mübarek, anladı
meseleyi.
Ve topladı o gece, bilcümle
talebeyi.
Buyurdu ki: (Gidelim Sehl'in
cenazesine.)
Gidince, gördüler ki, kavuşmuş
Cennetine.
Talebeler şaşırıp, dediler:
(Efendim, siz,
Sehl'in öleceğini, nasıl
bilebildiniz?)
Buyurdu: (Çünkü benim hiç kızım
yok idi ki.
Sehl'in o gördükleri, Cennet
hurileriydi.
Vefat edeceğini öğrenip o
huriler,
Onu, kendilerine gelip davet
ettiler.)
Bir gün de buyurdu ki Abdullah
bin Mübarek:
Bir ateşperest ile çalışırdık
müşterek.
Namaz vakti gelince, ben dedim ki
bahusus:
(Ben namaza durunca, etme bana
taarruz.)
Dedi: (Söz veriyorum, ol müsterih
ve rahat.
Sen ibadet yaparken, yapmam sana
suikast.)
O böyle söyleyince, namaza durdum
artık.
O, ahdinde durdu ve yapmadı bir
fenalık.
Sonra, ateşperestin ibadet vakti
geldi.
O da, benden bu babta, bir
teminat istedi.
Dedim: (İbadetini yap sen de
rahat rahat.
Emin ol, benden sana gelmez asla
mazarrat.)
Lakin o, ateş yakıp, secdeye
gittiği an,
Ben sözümde durmayıp, hücuma
geçtim heman.
O sırada, gaibten bir ses duydum
bu defa.
Diyordu: (Söz vermiştin,
ahdine eyle vefa)
Hiç bir zarar yapmadan çekildim
geri derhal.
O, secdeden kalkınca, eyledi
benden sual.
Dedi: (Sen, önce bana hücuma
geçmiş idin.
Sonra ne hal oldu ki, hemen geri
çekildin?)
Dedim ki: (Rabbim beni ikaz etti
ki o an:
Ahdine vefa göster, bir söz
verdiğin zaman.)
O bunu işitince, düştü büyük
hayrete.
Şehadeti okuyup, kavuştu
hidayete.
Sebebini sorunca, dedi ki: (Ey
kardeşim!
Senin ilahın haktır, nurlandı
şimdi içim.
Zira düşmanı için, azarladı
dostunu.
İşte bu, gösteriyor, hak mabud
olduğunu.)
|