|
02 - FETH-İ MUSULİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Ne
için ağlıyorsun?
O Feth-i Musuli ki,
evliya-yı kiramdan.
Şiddetle kaçıyordu, her
günah ve haramdan.
Evliyadan birine, Feth-i
Musuli için,
Sordular ki: (Hiç ilmi
var mıdır o kişinin?)
Buyurdu: (O, dünyaya,
hiç vermez ehemmiyet.
İşte onun ilmine, budur
açık alamet.)
Bir gün onu gördüler,
durmadan ağlıyordu.
Gözlerinden sel gibi,
yaşlar akıtıyordu.
Niçin ağladığını
sordular kendisinden.
Buyurdu ki: (Ağlarım,
azap endişesinden.
Rabbimin huzuruna,
çıkarılacağım gün,
Hatırıma geldikçe,
derdim artar büsbütün.
Ey insanlar, siz dahi
ağlayın ki bu günde,
Hiç ağlamayasınız, yarın
mahşer gününde.
Kardeşlerim, Vallahi
ölüm var, ahiret var.
Günah işlemeyin ki,
şiddetlidir azaplar.)
Bir gün de bu büyük zat,
gitti bir demirciye.
Sordu ona insanlar:
(Sadık kul kimdir?)
diye.
Demirlerin kızdığı bir
ocak vardı orda.
Elini, o ocağa sokarak o
arada,
Bir demir çıkardı ki,
kızarmıştı ateşte.
Buyurdu ki: (Bakınız,
sadık kul budur işte!)
Demek istemişti ki:
Rabbine, her kim eğer,
Sadakatla bağlanır,
ihlasla kulluk eder,
Günahtan da sıdk ile,
tam kaçarsa o kişi,
Yakmaz onun elini, bu
dünyanın ateşi.
Sırri-yi Sekati de vardı
onun devrinde.
Gece gündüz ibadet
yapıyordu evinde.
Bir gece yarısı da, çok
ibadet ederek,
Feth-i Musuli ile,
istedi sohbet etmek.
Elbisesini giyip, yürüdü
dış kapıya.
Ve lakin çıkar çıkmaz
evinden dışarıya,
Bir zaptiye çavuşu,
yakaladı bu zatı.
Ve hırsız zannederek,
götürüp hapse attı.
Gündüz de, suçluları
kırbaçlasınlar diye,
Hapishane müdürü,
emretti görevliye.
Sırri-yi Sekati’ye, sıra
geldi nihayet.
Cellat, kaldırdıysa da
kırbacını pür hiddet,
Lakin indiremeyip, çok
fena oldu hali.
Bir kimse tutmuş gibi,
havada kaldı eli.
Dediler ki: (Ne için
vurmuyorsun ey cellat?)
Dedi: (Nasıl vurayım,
elimde yok ki takat.
Bir şahıs görürüm ki,
duruyor heybet ile.
Ve bana emrediyor:
(Sırri'ye vurma!) diye.
Görmedim ben ömrümde,
böyle heybetli insan.
Gitti gücüm kuvvetim o
şahsın korkusundan.)
Diğer cellatlar dahi,
ettiler bunu merak.
Baktılar o tarafa,
heyecanla, korkarak.
Görüp Feth-i Musuli
adındaki veli’yi,
Derhal salıverdiler,
Sırri-yi Sekati’yi.
|