ŞİİRLERLE MENKIBELER

HORASAN EVLİYÂLARI

 

1.Cild

  Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhara Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

02 - FETH-İ MUSULİ (Rahmetullahi Aleyh)

Ne için ağlıyorsun?

 

O Feth-i Musuli ki, evliya-yı kiramdan.

Şiddetle kaçıyordu, her günah ve haramdan.

 

Evliyadan birine, Feth-i Musuli için,

Sordular ki: (Hiç ilmi var mıdır o kişinin?)

 

Buyurdu: (O, dünyaya, hiç vermez ehemmiyet.

İşte onun ilmine, budur açık alamet.)

 

Bir gün onu gördüler, durmadan ağlıyordu.

Gözlerinden sel gibi, yaşlar akıtıyordu.

 

Niçin ağladığını sordular kendisinden.

Buyurdu ki: (Ağlarım, azap endişesinden.

 

Rabbimin huzuruna, çıkarılacağım gün,

Hatırıma geldikçe, derdim artar büsbütün.

 

Ey insanlar, siz dahi ağlayın ki bu günde,

Hiç ağlamayasınız, yarın mahşer gününde.

 

Kardeşlerim, Vallahi ölüm var, ahiret var.

Günah işlemeyin ki, şiddetlidir azaplar.)

 

Bir gün de bu büyük zat, gitti bir demirciye.

Sordu ona insanlar: (Sadık kul kimdir?) diye.

 

Demirlerin kızdığı bir ocak vardı orda.

Elini, o ocağa sokarak o arada,

 

Bir demir çıkardı ki, kızarmıştı ateşte.

Buyurdu ki: (Bakınız, sadık kul budur işte!)

 

Demek istemişti ki: Rabbine, her kim eğer,

Sadakatla bağlanır, ihlasla kulluk eder,

 

Günahtan da sıdk ile, tam kaçarsa o kişi,

Yakmaz onun elini, bu dünyanın ateşi.

 

Sırri-yi Sekati de vardı onun devrinde.

Gece gündüz ibadet yapıyordu evinde.

 

Bir gece yarısı da, çok ibadet ederek,

Feth-i Musuli ile, istedi sohbet etmek.

 

Elbisesini giyip, yürüdü dış kapıya.

Ve lakin çıkar çıkmaz evinden dışarıya,

 

Bir zaptiye çavuşu, yakaladı bu zatı.

Ve hırsız zannederek, götürüp hapse attı.

 

Gündüz de, suçluları kırbaçlasınlar diye,

Hapishane müdürü, emretti görevliye.

 

Sırri-yi Sekati’ye, sıra geldi nihayet.

Cellat, kaldırdıysa da kırbacını pür hiddet,

 

Lakin indiremeyip, çok fena oldu hali.

Bir kimse tutmuş gibi, havada kaldı eli.

 

Dediler ki: (Ne için vurmuyorsun ey cellat?)

Dedi: (Nasıl vurayım, elimde yok ki takat.

 

Bir şahıs görürüm ki, duruyor heybet ile.

Ve bana emrediyor: (Sırri'ye vurma!) diye.

 

Görmedim ben ömrümde, böyle heybetli insan.

Gitti gücüm kuvvetim o şahsın korkusundan.)

 

Diğer cellatlar dahi, ettiler bunu merak.

Baktılar o tarafa, heyecanla, korkarak.

 

Görüp Feth-i Musuli adındaki veli’yi,

Derhal salıverdiler, Sırri-yi Sekati’yi. 

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan