|
51 - SEYYİD AHMED BEDEVİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Balık ve kılçık
(Ebül Kays bin Ketile)
ismi ile, Mısırda,
Bir âlim var idi ki,
meşhurdu o asırda.
Bu âlim, bir iş için
çıktı bir gün sefere.
Geldi Seyyid Ahmedin
medfun olduğu yere.
İşitmişti önceden, onun
nam ve ününü.
Lakin tam bilmiyordu,
manen üstünlüğünü.
Tesadüf o beldeye
uğrayınca nihayet,
İnsanların halini
görünce etti hayret.
Zira şahit oldu ki,
büyük bir veli diye,
Halk, çok ilgi gösterir
Ahmed-i Bedeviye.
Kendi de, ilmi ile
meşhurdu gayet iyi.
Fazla buldu bu zata
gösterilen ilgiyi.
Ve oranın halkına dedi
ki: (Ey insanlar!
Bu kadar iltifat ve
ilgiye ne lüzum var?
Bu zatı, daha önce
duymuştum ben de, fakat,
Lüzumundan fazladır o
zata bu iltifat.)
Onlar, bu âlim için
(yabancıdır) diyerek,
Üstünde durmadılar
normal şey addederek.
Evlerine götürüp, yemek
ikram ettiler.
Sofrada balık vardı,
beraberce yediler.
Lakin olmadığından
balığa pek alışık,
Takıldı balık yerken,
boğazına bir kılçık.
Öyle ki, gitmiyordu ne
ileri, ne geri.
Muvaffak olamadı
çıkarmaya hiçbiri.
Çok tabipler getirdi ev
sahibi evine.
Çok uğraştılarsa da,
çıkmadı kılçık yine.
Âlimin ızdırabı, gün be
gün artıyordu.
Lakin buna, hiç kimse
çare bulamıyordu.
Yemek ve içmekten de,
kesildi en nihayet.
Hiç de onun başına
gelmemişti böyle dert.
Başını öne eğip,
düşününce o bunu,
Anladı bir ikaz-ı ilahi
olduğunu.
Dedi ki: (Ben o zata,
bulundum su-i zanda.
Bunun için bu derde
duçar oldum şu anda.
Demek ki, Hak indinde
büyükmüş meğer o zat.
Herkes, haklı olarak
gösterirmiş iltifat.
Gerçi beni, bu babta
ikaz etti insanlar.
Lakin ben, o sözlere
etmedim hiç itibar.)
Bunları düşünerek, o
kendi kendisine,
Geldi Seyyid Ahmedin
mübarek türbesine.
Kalbindeki o inkâr,
gitmişti şimdi artık.
Doldurmuştu yerini, bir
nedamet, pişmanlık.
İki diz üzerine oturdu
edebinden.
Ve Yasin-i şerifi
okuyordu ki, birden,
O anda, boğazına
geliverdi bir gıcık.
Öksürünce, yerinden
fırlayıp çıktı kılçık.
O büyük evliyaya, hüsn-ü
zan eyleyince,
O kılçık belasından,
halas oldu böylece.
|