|
50 - ZÜNNUN-İ MISRİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Arif nasıl olur?
Bir gün Zünnun Mısriye
gelerek bir müslüman,
Sordu: (Hangi hal ile,
arif olur bir insan?)
Buyurdu ki: Bir arif,
korkudadır daima.
Titrer ki, az günahkâr
olurum Allah'ıma.
O, hisseder başının
üzerinde bir kılıç.
Bir kılla asılmıştır,
ayrılmaz oradan hiç.
Çok keskindir o kılıç,
çok incedir kıl da hem.
Der ki: (O, düşebilir,
biraz gaflet edersem.)
O, her bir adımında
düşünür ince ince,
Ki, o iş, Hak emrine
uygun olsun iyice.
Eğer dinin hükmüne
değilse tam muvafık,
O ameli yapmaktan, vaz
geçer, yapmaz artık.)
Dediler ki: (Efendim,
tövbe nasıl olmalı?)
Buyurdu: Günah için,
ağlayıp sızlamalı.
Hakiki bir müslüman,
işleyince bir günah,
Der ki: (Bu günahımı
elbette gördü Allah.)
Öyle pişman olur ki
yaptığı o günaha,
Der ki: (Yapmayacağım o
günahı bir daha.)
O, gönülden söz verir
Rabbine bunun için.
Çünkü o, günahına üzülür
için için.)
Dediler: (Nedir acep
ihlasın alameti?)
Buyurdu: (Sevindirmez
gayrinin onu methi.
O, tek şeyi düşünür, o
da Allah rızası.
Memnun etmez gayrinin
onu meth-ü senası.
Rıza-i bari için yapar o
her işini.
Ve yalnız Ondan bekler
sevabını, ecrini.
İyi amellerini, unutur
tamamiyle.
Lakin günahlarını
hatırlar hep ayniyle.
İnsanlardan çekilip,
Hakka verir gönlünü.
Rabbine ibadetle geçirir
her gününü.
Yer o yavan ekmeği, hem
de tam huzur ile.
Ve hiç katık aramaz,
yanında bir tuz bile.)
Dediler ki: (Ey Zünnun,
nedir sabrın nişanı?)
Buyurdu ki: Bu sıfat,
çok yükseltir insanı.
Rabbinin her emrine,
eder o mutabaat.
Yine bıkmaz, usanmaz,
etse de bin yıl taat.
Allahü teâlânın her bir
yasağından da,
Kaçınır tam olarak,
usanmaz o bundan da.
Gelirse kendisine, bir
musibet, bir bela,
Der ki: (Bana bunları,
gönderdi Hak teâlâ.)
Yüzünü ekşitmeden alır
ve üzülmez hiç.
Hatta nimet bilerek
ondan duyar bir sevinç.
Çok acılar çekse de,
asla etmez şikayet.
Bilir ki, sabredersem
çok olur ecri gayet.
Çünkü bir musibetten
sevap kazanmak için,
Sabır gerektiğini iyi
bilir o mümin. |