|
49 - MEVLANA HALİD-İ
BAĞDADİ
(Kuddise Sirruh)
Ben su-i zan etmem
Bir gün Mevlana Halid,
hacca gitmek üzere,
Katırına binerek, çıktı
hemen sefere.
Şama uğradığında,
yalancı, fasık biri,
Gidip şikayet etti
kadıya bu veliyi.
Dedi ki: (Üç ay önce,
çalınmıştı katırım.
Meğer ki bu zat çalmış,
görür görmez tanıdım.)
Vaziyeti öğrenmek
maksadıyla o dahi,
Mahkemeye çağırdı Halid-i
Bağdadiyi.
Yalancı şahitleri dahi
dinlediğinde,
Verdi kesin hükmünü
yalancının lehinde.
Mevlana Halid ise,
çıkınca mahkemeden,
Teslim etti katırı o
yalancıya hemen.
Buyurdu ki: (Ey kişi,
hükmü ile hakimin,
Anlaşılmış oldu ki, bu
hayvan şimdi senin.
Lakin ben, şunu dahi
söyleyeyim ki şimdi,
Bu hayvan, benim evde
dünyaya gelmiş idi.
Yine de hiç kimseye su-i
zan etmiyorum.
Çünkü Allah, herşeye
kadirdir, biliyorum.
Benim evimde doğan bu
katırı, pekala,
Senin eve koymaya,
kadirdir Hak teâlâ.
Senin katırını da, benim
eve koymuştur.
Madem ki hüküm böyle, bu
iş böyle olmuştur.
Bağdattan Şama kadar
binme ücretini de,
Vereyim ki, hakkınız
kalmasın üzerimde.)
Tam parayı çıkarıp, o
kimseye verirken,
Yalancının katırı oraya
geldi birden.
Katırı görür görmez o
yalancı şahitler,
Halid-i Bağdadiden çok
özür dilediler.
O hakim, daha sonra
öğrendi hadiseyi.
Aradı, bulamadı Halid-i
Bağdadiyi.
O yalancı kişiyle,
yalancı şahitler de,
Kaçıp, mekan tuttular
Şamdan başka bir yerde.
Bir gün de, Abdülbaki
adında bir kimseyi,
Bağdata vazifeli
gönderdi valileri.
Abdülbaki Efendi, bir ay
kaldı Bağdatta.
Parası da bitince, kaldı
çok sıkıntıda.
Açlık ve üzüntüyle
günleri geçirirken,
Halid-i Bağdadiyi
hatırladı aniden.
Düşündü: O, Allahın bir
evliya kuludur.
Benim halim, muhakkak, o
zatın malumudur.
O, düşünür idi ki
bunları tam o saat,
Kapısı çalınarak, içeri
girdi bir zat.
Elindeki keseyi bırakıp
girdi söze:
(Halid-i Bağdadinin
selamları var size.
Buyurdu ki: Parasız
kalmış olabilirler.
İşbu hediyemizi, lütfen
kabul etsinler.)
Başka bir şey demeden,
çıktı izin alarak.
Saydı, yirmibin altın
var idi tam olarak. |