|
49 - MEVLANA HALİD-İ
BAĞDADİ
(Kuddise
Sirruh)
Çok heybetli idi
Bu büyük evliyayı,
kıskanıp haset eden,
İkiyüz kadar kişi var
idi ki hassaten,
Bir araya gelerek,
verdiler şöyle karar:
Öldürelim bu zatı, bu
gün akşama kadar.
Günlerden Cuma idi,
silahlanıp geldiler.
Caminin kapısında,
gizlenip beklediler.
Dediler ki: (Ne zaman, o
çıkarsa camiden,
Üzerine saldırıp,
öldürelim aniden.)
Nihayet bitti namaz ve
dağıldı cemaat.
Camiden son olarak,
çıktı o mübarek zat.
Ve lakin çıkar çıkmaz,
fark etti o da bunu.
Bildi niyetlerinin su-i
kast olduğunu.
Ve bir baktı onlara, pek
hiddetli olarak.
Kaldılar yerlerinde, mıh
gibi çakılarak.
Sonra, silahlarını
düşürüp ellerinden,
Yığılıp kaldı çoğu, onun
bu heybetinden.
Bir kısmı da, büyük bir
dehşete kapılarak,
Kaçıp uzaklaştılar,
korkudan bağırarak.
Bu hadise hakkında, dedi
ki o kaçanlar:
(O, camiden çıkıp da,
edince bize nazar,
Omuzları üstünde, vardı
koca bir Arslan,
Görmedik ömrümüzde,
böyle korkunç bir
hayvan.
Nerdeyse üstümüze
saldıracak idi ki,
Selameti, kaçmakta buluk
biz tabii ki.)
Yine bir gün, bir kişi
var idi ki Bağdatta,
Düşmanlık eder idi, bu
zata her fırsatta.
Bir gün de alay etti,
taklidini yaparak.
Lakin cinnet getirdi,
aklını oynatarak.
Hısım ve akrabası, onu
affetsin diye,
Gelerek yalvardılar,
Halid-i Bağdadiye.
Yine merhamet edip,
affetti o kimseyi.
O anda, delilikten
kurtulup oldu iyi.
Bir gün de bu büyük zat,
talebesiyle yine,
Hicret ediyorlardı,
Bağdattan Şam şehrine.
Kafile, Şama doğru yol
alırken salimen,
Bir soyguncu gurubu,
peyda oldu aniden.
Haydutlardan birisi
anlatır ki şöylece:
(Biz, hücum etmek için,
hazırlandık hemence.
Lakin tam o sırada,
beyaz kaftanlı biri,
Beyaz at üzerinde,
çıkıverdi ileri.
Sonunda bir dağ kadar
büyüdü önümüzde.
Biz, feci halde korktuk,
bunu gördüğümüzde.
Atların üzerinden,
yerlere yuvarlandık.
Hata ettiğimizi
bilvesile anladık.
Halid-i Bağdadiyi
gördük sonra birazdan.
Ve eman dilemeye,
başladık bir ağızdan.
Bizi affetmesini istedik
o büyüğün.
Soygunculuk yapmayı,
terk eyledik aynı gün.) |