|
49 - MEVLANA HALİD-İ
BAĞDADİ
(Kuddise
Sirruh)
Çekemeyenler oldu
O Mevlana Halid ki,
Delhiden ayrılarak,
Bağdat'a vardığında,
büyük veli olarak,
Bilcümle âlimler ve
fazilet sahipleri,
Talebeler ve şehrin
ileri gelenleri,
Sevinç ve neşe ile, onu
karşıladılar.
Ahali, sanki o gün, bir
bayram yaşadılar.
Bir yıl önce ayrılıp,
gider iken Delhiye,
Herkes yalvarıyordu,
(Efendim gitme!) diye.
Lakin bir sene sonra,
döndüğünde Delhiden,
Derecesi, kat be kat
artmıştı evvelkinden.
Bir çok Hak aşıkları,
hep ona koşuyordu.
Zira ilim ve feyiz,
ondan fışkırıyordu.
Lakin fesatçılar da,
eksik olmuyordu pek.
Cephe alanlar oldu, onu
çekemeyerek.
Bir fesatçı vardı ki,
(Halet Efendi) diye,
Gidip şikayet etti, bu
zatı halifeye.
Dedi ki: (Devlet için,
tehlikelidir bu zat.
Her an yıkılabilir, o
durdukça saltanat.
Onbinlerce adamı vardır
ki bu kişinin,
Ortadan kalkmaz ise,
zarardır devlet için.)
Zamanın padişahı, Sultan
Mahmud Han ise,
Ona fena kızarak, eyledi
muaheze.
Söylediği sözlere hiç
etmeyip itibar,
Dedi: (Din adamından,
devlete gelmez zarar.)
Halid-i Bağdadi de,
işitince bu hali,
Sevinip, padişaha dua
etti bir hayli.
O Mevlana Halid ki,
Bağdata döndüğünde,
Âlimler, edep ile diz
çöktüler önünde.
Vakur ve heybetliydi
Hakkın bu evliyası.
Sohbeti, süpürürdü
kalpten kiri ve pası.
Sohbetine bir gelen,
ayrılmıyordu artık.
Cemaat, her gün daha
olurdu kalabalık.
Bağdat valisi olan, Said
Paşa da yine,
İşitip koştu hemen, onun
ziyaretine.
Gördü ki, âlimlerin
genci ve yaşlıları,
Edeple otururlar, öne
eğik başları.
O sırada, bir nazar
eyledi o valiye,
Heybetinden diz çöküp,
başladı titremeye.
Biraz vakit geçip de,
sakinleşince hali,
Buyurdu ki: (Kıyamet
dehşetli yer ey vali!
O gün öyle gündür ki,
çok süt veren analar,
Körpe yavrularını,
korkudan unuturlar.
Ve nice hamileler vardır
ki ayriyeten,
Vakitsiz doğururlar, o
günün dehşetinden.
Herkesi sarhoş gibi
görürsün, değillerdir.
Lakin Hak teâlânın azabı
şiddetlidir.)
Bu nasihatleri de
işitince o vali,
Başladı titremeye,
değişti yine hali. |