|
49 - MEVLANA HALİD-İ
BAĞDADİ
(Kuddise Sirruh)
Dergahı temizlerdi
Bir sene yolculuktan
sonra Mevlana Halid,
Delhiye geldiğinde,
ikindiydi tam vakit.
Delhinin toprağına, ilk
ayak bastığında,
Dağıttı sevincinden, her
ne varsa yanında.
Sonra varıp, elini
öperek o büyüğün,
Talebesi olmakla
şereflendi aynı gün.
O da, ilk iş olarak,
ezmek için nefsini,
Verdi ona dergahın
günlük temizliğini.
Her zahiri ilimde çok
büyük âlim iken,
Başladı vazifeye, hiç
itiraz etmeden.
Kova ve süpürgeyi, her
gün alıp eline,
Aylarca devam etti,
dergah temizliğine.
Kovasını kuyudan, su ile
doldurarak,
Taşırdı omuzunda, bir
sopaya takarak.
Dergahtan o kuyuya, o
kuyudan dergaha,
Gidip gidip gelirdi, bir
günde pek çok defa.
Hem dergahın temizlik
işiyle uğraşırdı,
Ve hem de, abdest için
depoya su taşırdı.
Üstadının verdiği bu
temizlik işinden,
Eğer az bir gevşeklik
gelse idi içinden,
En şiddetli cezayı verip
hemen nefsine,
Yine devam ederdi, aynen
vazifesine.
Bir gün, nasıl olduysa,
yaparken bu işini,
Az hissetti nefsinin,
işe gevşekliğini.
Derhal kendi kendine
söylendi ki: (Ey nefsim!
Sana, bu çok şerefli
vazifeyi veren kim?
Yapmak istemez isen bu
işi eğer ki sen,
Atarım elimdeki
süpürgeyi ve hemen,
Yerleri, sakalımla
süpürtürüm Vallahi.
Vazifene, severek devam
et, durma haydi!)
Nefsini, bu şekilde
paylayınca o biraz,
Ondan sonra nefsinden,
gelmedi bir itiraz.
Üstadının verdiği bu işi
yapmak için,
Çalıştı canla başla,
gevşeklik etmeksizin.
Su taşıya taşıya,
aylarca omuzunda,
İki omuzu dahi, yara
oldu sonunda.
Bir gün yine dergaha,
omuzda su taşırken,
Mübarek üstadıyla
karşılaştı aniden.
Abdullah-ı Dehlevi şahit
oldu ki o an,
Halid-i Bağdadinin
mübarek omuzundan,
Çıkıyor Arşa doğru,
muazzam büyük nurlar.
Melekler, hayranlıkla
onu seyrediyorlar.
Ne zaman ki üstadı vakıf
oldu bu hale,
Anladı artık onun
geldiğini kemale.
Beş ay da bulunarak,
üstadının yanında,
Olgunlaştı iyice,
nazarları altında.
Yani onda bulunan o
şerefli emanet,
Halid-i Bağdadiye
geçmiş oldu nihayet. |