|
49 - MEVLANA HALİD-İ
BAĞDADİ
(Kuddise Sirruh)
Hindistan yolculuğu
Ravda-i mübareki ve
Kâbeyi ziyaret,
Edip, memleketine avdet
etti nihayet.
Talebe okutmakla meşgul
oldu ilk zaman.
Lakin hiç çıkmıyordu
Hindistan hatırından.
Çünkü ona, Kâbede
demişti ki bir abid:
(Senin işin, orada tamam
olur ey Halid!)
Bu düşünce içinde,
yanarken her gün içi,
Hindistan'dan yanına,
çıka geldi bir kişi.
Mirza Abdürrahimdi ismi
de o gelenin.
Talebesinden idi
Abdullah Dehlevinin.
O, Mevlana Halidin
huzuruna girince,
İletti üstadının
selamını ilk önce.
Arz etti ki: (Üstadım
Abdullah-ı Dehlevi,
Hindistan diyarına davet
eder sizleri.)
Başladı onun ile, hergün
sohbet etmeye.
Gidemez oldu artık, ders
için talebeye.
Talebe, bu Hindliye
kızdılar için için.
Lakin bilmiyorlardı
hikmetini bu işin.
Hocaları, zahirde
yetişmişti gerçi tam.
Lakin batın ilminde,
değildi henüz tamam.
Resulullahtan gelen
ilim, feyiz ve nurlar,
Abdullah Dehlevinin
kalbine akmıştılar.
O da, Resulullahın işbu
emanetini,
Teslim etmek üzere,
arardı bir ehlini.
Kendisi Hindistanda
bulunurdu o vakit.
Fakat Bağdatta idi o an
Mevlana Halid.
Kalp gözüyle gördü ki,
işte bu büyük zat da,
Aradığı o kişi,
bulunuyor Bağdatta.
Ve hemen gönderdi ki
talebeden birini,
Onu alıp gelsin de,
versin emanetini.
İşte o talebeyle, bir
gün Mevlana Halid,
Çıktılar yolculuğa,
geçirmeden hiç vakit.
Ve lakin talebeler,
hatta cümle ahali,
Pek fazla üzüldüler,
öğrenince bu hali.
Kimse anlamamıştı
hikmetini bu işin.
Gidip çok yalvardılar,
yoldan çevirmek için.
Ne kadar ısrar edip,
yalvardılar ise de,
Çevirmek konusunda,
vermedi bir faide.
Dediler ki: (Efendim,
öyle yer ki Hindistan,
Türlü tehlikelerle
doludur o yer şu an.
Bizleri terk edip de,
gitmeyiniz o yere.
Zira çok karanlık ve
zulmetlidir o yöre.)
Buyurdu: (Ab-ı hayat,
zulümatta bulunur.
Orda feyiz, bereket,
ordadır rahat, huzur.)
Bir (Gül)ün
kokusunu alan (Bülbül)
misali,
Şiddetle istiyordu
Hindistana o visali.
Kimseyi dinlemeyip, o
yola koyuldular.
Herkes, gözyaşlarıyla
onu uğurladılar.
|