|
49 - MEVLANA HALİD-İ
BAĞDADİ
(Kuddise Sirruh)
Heybetli idi
Halid-i Bağdadi ki, çok
büyük bir veliyi.
Devrinin bir teki ve
asrın müceddidiydi.
Osman-ı zinnureynin
soyundan olan bu zat,
Bağdatta tevellüd ve
eyledi Şamda vefat.
Uzuna yakın boylu ve iri
yapılıydı.
Buğday benizli olup,
heybet ve vakarlıydı.
Burnunun orta yeri,
yüksekçe idi biraz.
Sakalında, siyahtan daha
az vardı beyaz.
Geniş göğüslü olup,
güler yüzlü idi hem.
Onun gibi bir veli, az
görmüştü bu âlem.
Daha küçük yaşında,
başladı tahsiline.
Çabucak vakıf oldu,
ilimlerin hepsine.
O devirde, ne kadar
varsa ilim sahibi,
Dediler ki: (Bir âlim
şimdi yok onun gibi.)
Yirmibir yaşındayken
henüz bu mübarek zat,
Ulema ve avama, oldu
hoca ve üstad.
Her taraftan insanlar,
koştu onun dersine.
Şevk ile katıldılar
halka-i tedrisine.
Zühd ve takva üzere,
sade hayat yaşardı.
Zira temiz kalbinde,
Resulün aşkı vardı.
Yegane düşüncesi şu idi
ki bu zatın,
Hemen ziyaretine gitsin
Resulullahın.
Çıktı bir gün nihayet
Medine beldesine.
Geldi Resulullahın,
mübarek türbesine.
Ziyaret adabını yerine
getirerek,
Düşündü ki: Kendime, bir
rehber bulsam gerek.
Kâmil bir veli bulup,
ona teslim olmağı,
Öyle istiyordu ki,
kalmadı hiç durağı.
Rastladı o günlerde,
faziletli bir zata.
Dedi ki: (İhtiyacım var
benim nasihata.)
O dedi ki: (Kâbeyi
ettiğinde ziyaret,
Edebe mugayir şey
görürsen, eyleme red.)
(Peki) deyip, oradan
Mekkeye geldi hemen.
Beytullaha dönerek,
salevat okur iken,
Rastladı o sırada
Beytullahta birine.
Kâbeye sırt çevirmiş,
bakardı kendisine.
Düşündü: Utanmadan
Kâbeye sırt çevirmiş.
Edebi gözetmiyor, hiç
olur mu böyle iş?
O böyle düşünürken, dedi
ki o zat ise:
(Niçin kötülüyorsun
böyle beni ey kimse?
Bil ki mümine hürmet,
önce gelir Kâbeden.
Bunun için, yüzümü
çevirmiştim sana ben.
Hatırla Medinede
görüştüğün o zatı.
Ne idi hem de onun, sana
o nasihatı?)
Derhal özür dileyip,
dedi ki kendisine:
(Beni de kabul edin
talebeniz içine.)
O dedi: (Sen burada hiç
durma bu iş için.
Hindistanda hallolur,
ancak senin bu işin.) |