|
48 - ABDULLAH-I DEHLEVİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Çok büyük zat idi
Abdullah-ı Dehlevi, bir
kâmil-i mükemmil.
Olmuştu insanlara dinde
rehber ve delil.
Asla dünya kelamı
edilmezdi yanında.
Biri gıybet etseydi,
sustururdu anında.
Derdi: (Kötülenecek
kimse varsa, o benim.
Gıybet büyük günahtır,
cezası da pek elim.)
Sultanın gıybetini yaptı
biri önünde.
Abdullah-ı Dehlevi
oruçluydu o günde.
O gıybeti yapana buyurdu
ki o bizzat:
(Bu gün oruçlu idim,
sevabı gitti fakat.)
O kimse hayret edip,
şöyle arz eyledi ki:
(Efendim, siz kimseyi
gıybet etmediniz ki.)
Buyurdu: (Öyle ama,
dinledim onu ben de.
Bu gıybet günahında,
ortaktır dinleyen de.)
Resulü, öyle fazla
severdi ki içinden,
İsmini işitince, geçerdi
kendisinden.
Bir gün su getirmişti
hizmetçi kendisine.
Verirken, şöyle dua etti
efendisine:
(Allahın Resulünün
muhabbeti, sevgisi,
Olsun üzerinize onun
nuru ve feyzi.)
Öyle çok sevindi ki onun
bu duasından,
Kalkarak, öpüverdi
hizmetçinin alnından.
Mübarek odasından,
dışarılara kadar,
Bazan yayılıyordu çok
nefis rayihalar.
O zaman talebeler,
derlerdi ki: (Herhalde,
Yine Resul'ün ruhu
gelmiştir ziyarete.)
O yine zaman zaman, sair
evliyanın da,
Ruhaniyetlerini
görüyordu yanında.
Bir gün rahatsızlanıp,
hasta oldu aniden.
Hemen imdat istedi,
İmam-ı Rabbaniden.
Onun ruhaniyeti
geliverdi bu sefer.
O rahatsızlığından,
kalmadı hiçbir eser.
Abdullah-ı Dehlevi
keramet sahibiydi.
Yani Resulullahın yoluna
tam tabiydi.
Zira müttefiktirler
bunda bütün veliler.
Keramet hususunda, hepsi
şöyle dediler:
(Resulullaha uymak ve
dinde istikamet,
Olmaz bu güzel halden
daha büyük keramet.)
Bu yüksek faziletin
dışında, ayriyeten,
Peygamber-i zişanın
kalbinden akıp gelen,
Nur ve feyzi saçarak
insanların kalbine,
Yükseltirdi onları yolun
nihayetine.
Bir iki nazar ile,
binlerce talibini,
Devamlı anar hale
getirirdi Rabbini.
Çokları, rüyasında bu
veliyi görerek,
İslamın sevgisini
kalbinde hissederek,
İçlerine düşen bu aşk
ile duramayıp,
Gelir ve bu veliyi
bulurlardı arayıp.
Ondan, az bir zamanda,
pek çok faydalanarak,
Dönerlerdi geriye, birer
veli olarak.
Senelerce sürecek
çalışma ve işleri,
Birkaç günün içinde,
bitirirdi ekseri.
Nice fasık kimseler, bir
kere görüp onu,
Bir günde bulurlardı, bu
hidayet yolunu.
Nice kâfirler dahi, bir
kere dinlemekle,
Müşerref olurlardı iman
ve hidayetle.
|