|
48 - ABDULLAH-I DEHLEVİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Çok mütevazı idi
Allah adamlarından,
Abdullah-ı Dehlevi.
Sülale-i Resulden, büyük
âlim ve veli.
Henüz gelmemişti ki bu
büyük zat dünyaya,
Babasıyla amcası,
gördüler birer rüya.
Allah arslanı Ali,
rüyada, babasına,
Buyurdu ki: (Bir oğul
verecek Allah sana.
Büyüyünce olacak, gayet
yüksek ve âli.
O dünyaya gelince,
ismini koyun Ali.)
Ve hem amcasına da,
rüyada Resulullah,
Buyurdu: (O çocuğun
ismi olsun Abdullah.)
Vakta ki o çocuğu
bahşetti cenab-ı Hak,
Hem (Ali) hem (Abdullah)
konuldu ad olarak.
Yirmi iki yaşında
bitirdi tahsilini.
Tanıdı ondan sonra,
devrin bir tanesini.
Yani Resulullahın
kabinden akıp gelen,
Nurları, taliplerin
kalplerine nakleden,
Bir büyük var idi ki, o
devrin evliyası,
Sohbeti, temizlerdi
kalplerden kiri, pası.
Mazhar-ı Can-ı Canan idi
ki bu evliya,
Ondan yayılıyordu nur ve
feyiz dünyaya.
Bu büyük veli ile
karşılaştı Delhi'de.
Dedi: (Talebeliğe kabul
edin beni de.)
Buyurdu ki: (Evladım,
zordur bizim yolumuz.
Tuzsuz taş yalamaya
benzer bu yol bahusus.
İstersen, sen kendine
zevkli ve şevkli bir
yol,
Ve bir üstad bularak,
git o zata tâbi ol.)
Lakin o, o kapıdan hiç
dönmedi geriye.
Zira tam tutulmuştu
kalbiyle o veliye.
Dedi: (Olsun efendim,
onu istiyorum ben.
Kabul buyurmanızı
diliyorum gönülden.)
Mazhar-ı Can-ı Canan,
(Peki) dedi nihayet.
Ve onu yetiştirip, verdi
mutlak icazet.
Üstadı göç edince,
ahiret âlemine,
Abdullah-ı Dehlevi geçti
onun yerine.
Bu sefer her taraftan,
insanlar akın akın,
Toplanmaya başladı
etrafında bu zatın.
Derecesi çok yüksek
olduğu halde bile,
Yaşadı hep kırıklık,
tevazu, edep ile.
Yatağına uzanıp, uyumadı
yatarak.
Seccadede uyurdu, diz
üstü oturarak.
Sert ve kalın elbise
giyerdi çoğu kere.
Ve onun cömertliği,
destan oldu dillere.
Öyle fazla idi ki şefkat
ve merhameti,
Görmedi kimse ondan fena
bir hareketi.
Hatta ona kötülük yapan
kimselere de,
Kalkıp dua ederdi, gece
ve seherlerde.
Kendisini sevmeyen,
hakim komşusu vardı.
Aleyhinde konuşur,
gıybetini yapardı.
Hapse düştü o bir gün,
bir suçu işleyerek.
Abdullah-ı Dehlevi
işitip üzüldü pek.
Çok uğraşıp çıkardı, onu
hapishaneden.
O kimse tövbe edip,
talebe oldu hemen.
|