|
46 - ARİF-İ RİVEGERİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Yeniden hayat buldu
Evliya-yı kiramdan, şanı
büyük bir veli.
İlmiyle, insanlara oldu
çok faideli.
Aslen Buharalıdır,
Rivgirde doğdu fakat.
Uzun bir ömür sürüp, o
yerde etti vefat.
Başladı küçük yaşta din
ilmini tahsile.
Zahiri ilimlere
çalışırdı zevk ile.
Hocası, çok sever ve
takdir ederdi onu.
Bilirdi onda büyük bir
cevher olduğunu.
O yerde (Abdülhalık
Goncdevani) adında,
Çok büyük bir veli de
var idi o zamanda.
Lakin büyük bilmezdi
önceden kendisini.
Ve başka hocalardan
alırdı hep dersini.
Bir gün Abdülhalık-ı
Goncdevaniyi gördü.
Çarşıdan erzak almış,
evine dönüyordu.
Baktı ki, taşıdığı
torbası ağır gayet.
Kalbinde, bu veliye
duydu büyük muhabbet.
Yükünü taşımakta, az
yardım etmek için,
Edeple yaklaşarak,
istedi ondan izin.
Hazret-i Abdülhalık,
onun bu teklifini,
Derhal kabul ederek,
verdi elindekini.
Birlikte yürüyerek,
geldiler eve kadar.
Orada, muhabbetle etti
ona bir nazar.
Buyurdu ki: (Evladım,
bir saat sonra yine,
Bekliyorum seni ben, bu
öğlen yemeğine.)
(Peki efendim) deyip,
ayrıldı ondan, fakat,
O anda, kalbi sanki,
yeniden buldu hayat.
Onu gördükten sonra, bir
başka oldu hali.
Zira kaplamış idi onu
aşk-ı ilahi.
Bir saat sonra tekrar,
geldi yine o zata.
Beraber yemek yiyip,
kavuştu iltifata.
O kadar bağlandı ki bu
mübarek veliye,
O günden sonra artık,
gitmedi medreseye.
Çünkü aradığını bulmuş
idi o artık.
Hiçbir şey görmüyordu,
olmuştu ona aşık.
Zira onun kalbinden,
feyz ve nur, o zaman,
Artık kendi kalbine
akıyordu durmadan.
Lakin o, medreseye
gitmediğinden sebep,
Evvelki hocaları,
kızarlardı ona hep.
Ve hatta bir tanesi, çok
baskı yapıyordu.
Ağır sözler söyleyip,
hakaret ediyordu.
O ise aldırmayıp, bir
cevap vermezdi hiç.
Zira onun kalbinde,
vardı bir huzur, sevinç.
Bir gün, eski hocası
rastladı ona yine.
Hakaretler ederek, dedi:
(Dön mektebine!)
Halbuki bir gün evvel,
mümine yakışmayan,
O, bir günah işleyip,
olmuştu sonra pişman.
Arif-i Rivegeri, üstün
firasetiyle,
Anlayıp, şöyle dedi ona
kırık kalbiyle:
(Efendim, siz benimle
uğraşacağınıza,
Oturup tövbe edin, dünkü
günahınıza.)
O bunu işitince, eyledi
çok taaccüp.
Günahını düşünüp,
utandı, oldu mahcup.
Bildi bu talebenin
yüksek kerametini.
Anladı bu halinin
nereden geldiğini.
O da, Abdülhalık-ı
Goncdevaniye gidip,
Oldu bir talebesi,
yanında tövbe edip.
Bu veli göç edince
ahiret âlemine,
Arif-i Rivegeri geçti
onun yerine.
|