|
45 - ALAADDİN-İ SABİR
(Rahmetullahi Aleyh)
Evliyaya düşmanlık
Hindistanda bir zaman,
Ganj Nehri üzerine,
Bir kanal yapılması
düşünülmüştü yine.
İstişare edilip, verildi
buna karar.
Ve bunu yapmak için,
başladı hazırlıklar.
Kanal, plana göre
dergahtan geçiyordu.
Bunun için, dergahı
yıkmak gerekiyordu.
Müslümanlar bu işe, hiç
razı olmadılar.
Ve lakin bu karara mani
olamadılar.
İngiliz mühendise
verilmişti inşaat.
Ve malesef başlayıp,
devam etti icraat.
Çadır kurdu mühendis o
yerin yakınına.
Bir gün kalmış idi ki,
dergahın yıkımına,
O gece, yatağına yatmış
idi o, lakin,
Çok feci vaziyette
uyandı sabahleyin,
Zira o, kendisini
çadırda, bir direkte,
Baş aşağı bulmuştu,
bağlı bir vaziyette.
Hiç giren olmamıştı
halbuki çadırına.
Yardımcıları gelip,
toplandılar yanına.
Çözdüler mühendisin
ayağını, elini.
Hemen tahmin ettiler bu
işin sebebini.
Dediler: (Bu dergahın
sahibi evliyadır.
Hak teâlâ indinde, çok
itibarı vardır.
Siz, hemen vaz geçin ki
bu dergahı yıkmaktan,
Çünkü bu, bir ikazdır
size o veli zattan.)
O dahi kabul edip,
düzeltti planını.
Yıkmadı bu mübarek
velinin dergahını.
Zira kim zarar vermek
isterse bu zatlara,
Muhakkak pişman olup,
kendi uğrar zarara.
Bir gün de, bir ingiliz,
yanında adamları,
Birlikte gelmişlerdi
gezmek için Kalyarı.
Alaaddin Sabirin
kabrini gören bu zat,
Ayakkabılarıyla
girecekti ki, fakat,
Türbenin bakıcısı, mani
olup şiddetle,
Bırakmadı, içeri girsin
bu vaziyette.
Dedi: (Pabucunuzu
çıkarıp öyle girin.
Zira bu girdiğiniz,
kabridir bir velinin.
Bu zata öyle kıymet
verir ki cenab- Hak,
Saygısızlık yapanlar,
ceza görür muhakkak.)
O ingiliz subayı, pek
fazla sinirlendi.
Kırbacını kaldırıp, ona
vurmak istedi.
Tam vuracak idi ki
kabrin hizmetçisine,
O esnada bir ağrı
saplandı midesine.
Kamçısını düşürüp,
midesini tutarak,
Başladı kıvranmaya gayet
feci olarak.
Midesinin ağrısı,
gittikçe artıyordu.
Hemen adamlarına, (Bu
nedir?) diye sordu.
Dediler ki: (Burası,
Alaaddin-i Sabir,
Adında çok yüksek bir
evliyanın kabridir.
Hizmetçi, bu hususta
eyledi sizi ikaz.
Lakin siz dinlemeyip,
eylediniz itiraz.
Siz, bu veli kabrine
saygısızlık yaptınız.
Bu yüzden, bu belaya
birden yakalandınız.
Siz bu halden pişmanlık
duyun ki bu arada,
Çıksın midenizdeki o
şiddetli ağrı da.)
Ve lakin o ingiliz, yine
pişman olmayıp,
Dedi ki: (Uzaklara
götürün beni alıp.)
İngiliz subayını, oradan
götürdüler.
Ve lakin yarı yolda
öldüğünü gördüler.
|