|
44 - YUSUF-İ HEMEDANİ
(Rahmetullahi Aleyh)
Şifalar sunuyordu
Evliya-yı kiramın
büyüklerinden idi.
Altmış yıl, insanları
Hakka davet eyledi.
Onsekiz yaşındayken,
başladı tahsiline.
Zahiri ilimlerin, vakıf
oldu hepsine.
Ebu Ali Farmedi
hazretlerine gidip,
Tasavvuf ilmine de
kavuştu sohbet edip.
Resulün kalbindeki
ilim, feyiz ve nurlar,
Kalpten kalbe akarak,
ona vasıl oldular.
O da, Abdülhalık-ı
Goncdüvaniye aynen,
Bunları aksettirip,
yükseltti onu manen.
Kendisi, orta boylu ve
buğday benizliydi.
Kumral sakallı olup,
zayıfça bir veliydi.
Eline her ne geçse,
verirdi muhtaçlara.
Herkese şefkat edip,
ağlardı ara ara.
Vardı ki ders verdiği
yüzlerce talebesi,
Yetişip büyük âlim,
evliya oldu hepsi.
Bir yandan, insanlara
verip öğüt, nasihat,
Manevi dertlerine,
sağlardı çok menfaat.
Bir yandan da, ilaçlar
yaparak ağrılara,
Şifalar sunuyordu maddi
hastalıklara.
Mahlukatın hepsine,
şefkat gösteriyordu.
Gayr-i müslimlere de
nasihat ediyordu.
Fakirlere, zenginden
verirdi fazla kıymet.
Dünyaya, zerre kadar
vermezdi ehemmiyet.
Evinde bir hasırı, bir
ibrik, bir keçesi,
Bir de, yemek yapacak
vardı bir tenceresi.
Yusüf-i Hemedani, Cuma
günleri hariç,
Hanesinde oturur,
çıkmazdı dışarı hiç.
Yine böyle evdeyken, bir
Cuma haricinde,
Dışarı çıkmak için,
istek doğdu içinde.
Bu arzusu, o kadar
çoğaldı ki bu defa,
Merkebine binerek,
yöneldi bir tarafa.
Gitti, lakin nereye ve
niçin gidiyordu?
Bunların cevabını, kendi
de bilmiyordu.
Hayvanın yularını, salıp
kendi haline,
O nereye giderse,
gidiyordu o yöne.
Allahü teâlâya tevekkül
eyleyerek,
Bir hayli yol katetti,
merkebi durana dek.
Hayvan, çıktı şehirden
ve girdi bir vadiye.
O ise düşünürdü: (Bir
hikmeti var) diye.
Yürüdü o vadide bir
hayli uzun yollar.
Bir mescidin önüne
gelince, kıldı karar.
Merkebinden inerek,
giriverdi mescide.
Gördü, bir talebesi
oturur içeride.
O girince, bir sevinç
kapladı talebeyi.
Dedi ki: (Teşrifiniz ne
kadar oldu iyi.
Zira bir derdim vardı,
ben halledemiyordum.
Sizin teşrifinizi, dört
gözle bekliyordum.
Az önce dua edip,
sığındım Yaradana.
Ki, zat-ı alinizi
göndersin hemen bana.)
Sonra da, hocasına
arzedip o derdini.
Öğrendi halletmenin yol
ve çarelerini.
Sevinip arz etti ki: (Ey
kıymetli üstadım!
Siz yol göstermezseniz
atamayız tek adım.)
Buyurdu ki: (Senin de,
tammış ki sadakatin,
Muhabbet bağı ile, bizi
çekip getirttin.
Ve lakin bundan sonra,
düşerse başın dara,
Sen gel de, bizi böyle
yorma ta buralara.)
|